Değerli okurlar. Öncelikle çok özel bir kitabın incelemelerini okuyorsunuz, evet çok özel; ve sebebi yalnız yazarı değil, her şeyi.
Şöyle ki, Dostoyevski'nin mektuplardan oluşan kısa romanının keşfi Rus edebiyat tarihinin en ünlü olaylarından biridir. Fyodor müsveddeleri okuldan tanıdığı (mühendislik okulu), kendisi gibi edebiyata meraklı bir arkadaşına veriyor, o da bunları, şiirleri ile kendini edebiyat dünyasına tanıtmış genç yazar Nekrasov'a götürüyor. İkisi müsveddeleri okumaya başlıyor, bütün geceyi okumakla geçiriyorlar. Sabahın dördünde Fyodor'u uyandırıyor, bir şaheser yazdığını söyleyip kutluyorlar. Nekrasov bunları Belinskiye(kısacası müsveddeler hiyerarşi basamaklarında yükseliyorlar) veriyor; verirken yeni bir Gogol doğdu diyor, 3 gün sonra Fyodor Belinski ile tanıştırıldı. Ve "Anlıyor musun? Yazdığın şeyin ne olduğunu anlıyor musun" diye haykırıyor. Düşünün 30 yıl sonra Fyodor bu sahneyi hayatının "en mutlu, en büyüleyici anı"olarak niteliyor.
(Çok uzatmamaya çalışıyorum, affola)
İnsancıklar, duygusal ve doğalcı romanın melez bir sonucuydu. Makar Devuşkin, bu zavallı memur, doğrudan doğruya Gogol'un sayfalarından çıkıyordu; kadın kahramanın acıklı durumu ise duygusal bakımdan alınmıştı. Yalnız, Dostoyevski'nin dehası, Gogol'unki gibi betimleyici değildir, yaratıcıdır. Kitabın biçimi ise kadın ve erkek kahramanlar arasındaki mektuplardan oluşuyor
Makar ve Varvara günlük hayatın gerçekliğini taşımıyorlar, bunlar içleri doldurulmuş mankenlerde değiller. Dostoyevski'nin bütün önemli tipleri gibi, bunlar da, bu dünyaya yerleştirilmiş, o özel coşkulu yaşantıya sahip insanlardır, ama bu dünyada değillerdir.
Açıkçası ben çok uzun incelemeleri hangi kitap olursa olsun tamamen okuyamıyorum, bu konuda zayıfım. Çok uzun bir eleştiri yazmam da