Bir düşünün, bütün insanlar okumuş, bütün insanlar doymuş, bütün insanlar kölelikten kurtulmuş ve hür, bütün insanlar güçlerini sonuna kadar biraz daha insan olmaya, biraz daha aydınlığa kavuşturmaya harcıyor. Kim bilir, ne yaşanası dünya olur böyle bir dünya. İnsanlar hep birden dünyayı daha iyi bir dünya yapmaya çağırıldıkları zaman... Her insandan faydalanıldığı zaman, kim bilir dünyamız nerelere varacak. İşte o zaman akıl almaz işler olacak. Göz açıp kapayıncaya kadar engeller yıkılacak.
Bir soru daha geliyor akla. Ya savaş? İnsanlar bundan sonra da savaşacaklar, biribirlerini öldürecekler mi?
Yok işte, yok işte bu olamayacak. Bundan sonra insanlar kör olmayacaklar.
Milletler, büyük insan toplulukları, uzaya gitmenin ne demek olduğunu azıcık içinde duyan, bilen insanlar buna izin vermeyecekler. İnsan çoğunluğu, bilim toplu bir yıkıma izin verecek kadar kör değil.
Bir eşikten atladık. Biraz daha aydınlığa kavuştuk. Karanlıkla aydınlık arasına kesin bir çizgi çizildi.
Bir yanımız almış başını uzaya gitmiş. Bir yanımız yerlerde sürünüyor. Bu ayrım insanlığın en büyük derdi, en utanç verici yönü.Ne güzel, ne güzel evrende gizler bulmak. İnsan kafasının karanlıkları delmesi ne güzel.
Ama ne kötü, bütün dünya üstünde insanın insanı sömürmesi. Birtakım insanların birtakım insanları kul köle etmesi. İnsanların ömürlerini doldurmadan hastalıklar elinden gitmesi. Bir yandan insan kafası uzaya insan gönderirken, yığınlarca insanın okuyup yazması olmaması, dünyadan habersiz, ilkel insan hayatını yaşaması, ne korkunç. Her insan kafası uzaya adam gönderecek kadar bilgili olamaz, biliyoruz. Ama böyle bir çağda da insan ilk insanın hayatını yaşar mı? İşte bizi kahreden bu. Bizi utandıran bu. Herkesin ekmek bulduğu, hiç kimsenin kimse tarafından sömürülüp kul edilmediği, herkesin en azından okur yazar olduğu bir dünya olmalıydı uzaya giden dünyamız.