El Sordo, savaşını bir tepenin doruğunda veriyordu.Bu tepeyi sevmiyordu ve ilk gördüğünde şeklinin bir frengi çıbanına benzediğini düşünmüştü. Ancak bu tepe dışında bir seçeneği yoktu,onu uzaktan seçmiş ve ona doğru dörtnala koşmuştu, arkasında ağır otomatik tüfek ateşiyle; atı binbir zahmetle ilerliyor,namlu uyluklarının arasında inip kalkıyor,el bombası torbası bir tarafa doğru sallanıyor,otomatik tüfek muhafaza torbası ise diğer tarafa çarpıyordu.
Ölmek önemsizdi ve ölüme dair hiçbir imge ya da korku yoktu aklında.Ama yaşamak,bir tepenin yamacında rüzgarla uçuşan bir tahıl tarlasıydı. Yaşamak, gökyüzündeki bir şahindi. Yaşamak,harman döveniyle tanelerin ayıklanmasından ve samanın uçuşmasından çıkan tozun arasındaki bir toprak su kabıydı. Yaşamak, bacaklarınızın arasındaki bir attı,bir bacağınızın altındaki karabina,bir tepe,bir vadi, yanı başında ağaçların olduğu bir nehir,vadinin uzak köşesi ve tepelerin ötesiydi.