Kimsesizler Mezarlığı’nda bir numaradan ibaret kalacaktı. Böylece bu kadının bütün hayatı, Anadolu masallarını başlatan o meşhur cümlenin bir yansıması olacaktı: Bir varmış, bir yokmuş...
Ama çok daha ürkütücü olan bir şey vardı: tek tek bizim kendi bireysel ölümlerimizin dünyanın düzenine zerre kadar etkisi olmadığını ve hayatın bizle ya da bizsiz ertesi sabah aynı şekilde devam edeceğini kavramak.
O ünlü sükunet duası geldi aklıma:
“Tanrım, bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü, değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilme sağduyusu ver.”