Ömer Fahreddin Paşa, Ümmet-i Muhammed’in ruh dünyasında “Medine Müdafii” olarak taht kurmuş olan, yüreği Resulullah(s.a) sevgisiyle dolu, yiğit, cesur ve kahraman bir Osmanlı komutanıdır.
İngiliz ajanı Lawrence ona “Çöl Kaplanı”, İngiliz yarbayı Bassett “Kaburgalarına kadar tam bir askerdir.” der.
Biri Topkapı Sarayı içinde olmak üzere üç kütüphane tesis eden ve döneminin ünlü hattatlarından olan III. Ahmed, celî sülüs ve ta’lik yazılarda üstattı. Bazı levha ve kitabeleri günümüze ulaşmıştır. Üsküdar Yeni Camii’ndeki levhalarıyla Topkapı Sarayı Hırka-i Saadet Dairesi kapısındaki “Besmele”si bunlardandır.
Kudüs'ü kurtarmak için uluslararası bir İslâmî komite oluşturmalıyız. On üç asırdan fazla bir süre ümmetin tâbi olduğu gibi bugün de Müslümanlarca biat edilen, birliğimizi sağlayan ve bize önderlik yapan bir halifemiz olsaydı, ümmetten, Mescid-i Aksa'yı kurtarmak için hemen harekete geçmelerini isteyecek, onlar da, İsrail'in gücüne ve silahına aldırmadan onun bu nidasına uyacaklardır. İsrail onların binlercesini yahut on binlercesini öldürse de bütün mücahitleri öldüremeyecek ve Müslümanların tümüne asla karşı koyamayacaktır.
Mahşer günü geldiğinde hangi Müslüman Rabbi’ne şöyle demek istemez ki ? Ben Kudüs için savaştım ! Ya da: Ben Kudüs için şehit oldum ! Bir gün müneccimin biri Selahaddin’e, Kudüs’e girerse bir gözünü kaybedeceğini söylemiş, o da şu cevabı vermişti, “Kudüs’ü almak için iki gözümü de vermeye hazırım!”
Bir şâh-ı âlişan iken, şâh-ı cihâna kıydılar
Gayretlü genç arslan iken, şâh-ı cihâna kıydılar
Gâzi bahâdır hân idi, âli-neseb sultân idi
Namıyla Osman Hân idi, şâh-ı cihâna kıydılar
~Şair Nev’î