En güzel denize, henüz gidilmedigini biliyorsunuz. En güzel çocuğun henüz büyümediğini de. Sevgiliniz aklınıza düştüğünde, "O şimdi ne yapyor, şimdi şimdi?" diye kıvranıyorsunuz.
Yeni doğan her bebeği, "Hoş geldin bebek" diye karşılıyoruz. Kayın ağacı bize sürgünü hatırlatıyor; zeytin ağacı inatçı ihtiyarı. Bir de deniz kıyısında durmuş düşünen adam var:
Bulut mu olsam, yosun mu, gemi mi, balık mı, diye sorup duran. Ona hep bir ağızdan, "Deniz olunmalı oğlum!" diye haykırıyoruz.
Gideni ve gelmekte olanı anladığımız zaman "o müthiş bahtiyarlık”la kabarıyor göğsümüz.
Şilebezinden mintan giyiyoruz, ayakkabılarımız Anadolu yollarını aşındırıyor.
Bazen, "Akrep gibisin kardeşim!" diye kızıyoruz, söyleniyoruz. Arkasından bulutlu bir gökyüzünden sıyrılan güneşi görmüş gibi bir umuda kapılıyoruz. "O, topraktan ögrenip kitapsız bilendir" diyoruz.
Sevgililerini bekleyen gençler, "Saat 4 yoksun" diye sitem ediyorlar. Ölümü bekleyen hastalarn önünde "laciverdi bir
bahçe" uzanıyor. "Elveda dünya ve merhaba kâinat" diyorlar.