“Tulpar ne kadar uzakta olursa olsun, yılkısını arar bulurmuş. Kim yurdunu, kim kendi ulusunu aramaz? İyi ettin dönmekle! Hem bizi sevindirdin, hem atalarının ruhunu.”
“X. yy.'da Oğuzlar henüz Müslüman olmamışlardı. Ancak, İbn-i Fadlan'ın anlattığına göre 38 Oğuz ilerigelenleri arasında İslamiyet'e girenler vardı. Ancak, kabilenin baskısı ile yeniden eski dinlerine dönenler oluyordu. Oğuzlar, bahsedilen dönemde eski Türk inancını sürdürüyorlardı. Birine kızdıkları yahud zulme uğradıkları zaman ellerini göğe kaldırarak "Bir Tengri" diye söylenirlerdi. Din adamları hakkında teferruatlı bilgiye sahip olamasak da, onların dini merasimleri tertip ettikleri, ölü gömme ve cenaze ile ilgili pek çok ritüelde görev aldıkları anlaşılmaktadır. İbn-i Fadlan'ın anlattığına göre, Oğuzlardan biri ölürse, ona ev biçiminde büyük bir çukur kazıp, elbisesi, silahları ve özel eşyaları ile birlikte mezara koyarlar; eline bir içki kadehi tutturup önüne de içki dolu bir sürahi koyup öyle defnederlerdi. Bu hususların ahiret inancına bağlı bazı alışkanlıklar olduğu açıktır. Mezarı ağaçla kapattıktan sonra üzerine topraktan kubbe şeklinde toprak yığarlardı. Bundan sonra ölünün zenginliğine göre hayvanlarından birden yüze veya iki yüze kadar koyunu kurban edip yemek yerlerdi (Günümüzde Anadolu'da cenaze münasebetiyle misafirlere verilen "ölü aşı" ya da "can aşı" diye tabir olunan yemek yedirme geleneği de bu alışkanlığın devamıdır). Kurban edilen hayvanların başlarını, ayaklarını, kuyruklarını ve paçalarını kabrinin başına asarlardı. Ayrıca, en eski Türk topluluklarında da görülen balbal geleneği Oğuzlarda da yaşamaktaydı.”