21. yüzyıl insanının en büyük ve temel ihtiyacı 'anlam'dır. Sosyal medya kullanımının artmasıyla herkesin gerçek kimliğinin yanı sıra bir de sanal kimliği vardır. Sanal ortamda edindiği arkadaşlıklarla çevresinin geniş olduğu kanısına varan, paylaştığı fotoğrafin 500 beğeni alması ile çevresi tarafindan beğenildigini ve sevildiğini düşünen kişinin dört duvar arasında akıllı(!) telefonuyla yalnız başına olması, tükenmiş insanın anlam arayışının en trajik örneğidir.
Tükenmişlik Sendromu / Ayşe Kaya Göktepe
Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar
You start dying slowly
if you do not travel,
if you do not read,
If you do not listen to the sounds of life,
If you do not appreciate yourself.
Sana büyük bir sır söyleyeceğim korkuyorum senden
Korkuyorum akşamüstleri seni pencereye yönelten şeylerden
Jestlerden korkuyorum söylenilmedik şeylerden
Çabuk geçen zamandan, yavaş geçen zamandan, senden korkuyorum
Ölmek daha kolaydır sevmekten
Ben de bu yüzden yaşamak için yırtınıyorum
Sevgilim.
Yön yön sarılmışım ne yana baksam;
Sarılan olur da saran olmaz mı?
Kim bu yüzü çizen sanatkâr ressam;
Geçip de aynaya, soran olmaz mı?
Bir parçacığım ben, bütüne hasret;
Zaman döne dursun, o güne hasret;
Ruhumsa zamanın üstüne hasret;
Ebediyet boyu bir an... Olmaz mı?