"Üç bin yıl da yaşasan, bunun on bin katı fazla da yaşasan hiç kimsenin yaşadığı hayatın dışında başka bir hayat yaşamadığını, kaybetmekte olduğundan başka bir hayatın olmadığını ve hiç kimsenin yaşadığı hayatın dışında başka bir şey kaybetmediğini hatırla. İşte bu yüzden uzun bir hayatın da kısa bir hayatın da varacağı son aynıdır. Çünkü 'şu an' herkes için aynıdır. Bu yüzden sadece 'an' kaybedilir. Dolayısıyla hiç kimse ne geçmişi kaybedebilir ne de geleceği... Öyle değil mi ama?
Birinin elinden sahip olmadığı şeyler alınamaz ki?
O halde şu iki şeyi hep hatırlamak gerekir: Ezelden beri her şey birbirine benzer. Her şey bir sarmalın içindedir. Yüz yılda, iki yüz yılda ya da sonsuz yıllar içinde insanın hep aynı şeyleri görmesiyle görmemesi arasında bir fark yok...
İkincisi, insan genç de ölse, yaşlıyken de ölse sadece bir şeyi kaybetmiş olacaktır: Şu anı...
İnsanın yoksun kalabileceği tek şey şu andır...
Çünkü sahip olduğu tek şeydir bu.
İnsan sahip olmadığı bir şeyi kaybedemez."
Yol insana yepyeni dünyalar, bambaşka ufuklar açar. Kitaplarda bulamayacağınız soruların cevabını çoğu kez yollarda bulursunuz. Yol bir öğretmendir. İnsan seyahat ettikçe öğrenir, öğrendikçe keşfeder, keşfettikçe de evrene, varlığa, hayata, siyasete bakışı değişir.
İnsan aklını kullanmayı seçmelidir. Rüzgarda oradan oraya savrulan kuru bir yaprağın kaderine terk edilemez yaşam deneyimi. Beklemek bir alın yazısı olamaz. Mutluluğu beklemek, başarmayı beklemek, sevilmeyi beklemek... Bunlar ağacın dallarında kendiliğinden yetişen, doğaya emanet edilmiş meyveler değildir. İnsanın doğası, bir yerde kendine emanettir. İnsan mutluluğu seçer, başarmayı seçer, sevmeyi ve sevilmeyi seçer ve bu uğurda yapabilecekleri vardır. Hem de hiç gösterişsiz, asaletle yapabileceği çok güzel şeyler vardır.