Hep erteledikleri, ama bir gün gerçekleştireceklerine emin oldukları kırsal yaşama geçmek üzere işi, evi, her şeyi terk etme projesini henüz hayata geçiremediklerinden, yepyeni bir hayatın açlığını en çok çekenler tatil için sarp arazilerde ücra köyler arayıp buluyor, diğerlerinin güneşlendiği sahilleri, doğup büyüdükleri, sınai ilerlemeyle ''bozulmuş'' ruhsuz taşrayı hor görüyorlardı. Görünüşe bakılırsa yüzyıllardır değişmemiş, çorak toprakların yoksul köylülerine sahicilik methiyeleri düzüyorlardı. Tarih yazmak isteyenlerin, mevsimlerin döngüsünde ve jestlerin değişmezliğinde tarihi silmekten daha çok hayranlık duyduğu bir şey yoktu, eski bir kulübeyi iki lokma ekmek fiyatına bu köylülerden satın alıyorlardı.