Bakışlarımla herkese dokunuyor ve aynı şeyleri sezen birilerini arıyordum ancak herkes öylesine hissiz ve kaygısız görünüyordu ki yalnızca nefes alıp veriyor, dinleniyorlardı;bu salonda rahattılar, korunaklıydılar, hissiz olsalar da sağlıklıydılar. Hasta olan, dünyanın ateşini içinde hisseden bir tek ben vardım.
Şahit olduğum her şey içime dolup canımı yakıyordu. Mantıksız bir şeyler yapmamak için kendimi kontrol etmek zorundaydım, zira nabzımın yükseldiğini hissediyordum: Bütün duygularım ayaktaydı. Bütün bu insanlara bakmak zorunda olmak, ben içten içe yanarken onları böylesine sakin, rahat ve süküt içinde oturduklarını görmek içimi nefretle dolduruyordu.