Herkes egonun beslendiği damarlardan eğilimi doğrultusunda olanını seçiyor, oradan aldığı besinle ken- dine uygun düşen kesimi ötekileştiriyordu: ulusalcı öteki ulusu, çoğunluk azınlığı, futbol taraftarı karşı takımı, cinsiyetçi karşı cinsi, bir dinin mensubu öteki dinin mensubunu, şehirli köylüyü, genç yaşlıyı, eğitimli cahili... Sonu gelmez bir ayrıştırmalar dizisiydi bu.
Kitleler hiçbir zaman gerçeğe karşı bir açlık duymazlar. Onlar yanılsamaları talep ederler ve bu yanılsamalar olmaksızın yapamazlar. Sürekli olarak gerçeğe karşı, gerçek dışı olana öncelik verirler. Gerçek dışı olanların da gerçek olanların olduğu gibi güçlü bir biçimde etkisine kapılırlar. Ve ikisi arasında seçim yapmaya da açıkça bir eğilim duymazlar.
En güçlü ve en büyük olma tutkusu aklın da, vicdanın da üstündeydi. İnsan hakları yasalar, ahlak normları; gücü ele geçirmiş bir ego tarafından yer bir edilebiliyordu. Tarih bunun örnekleriyle doluydu.