“Manevî ve maddî olanı basit anlamları altında bağlantılı olarak ele almak bir hata olacaksa da, bundan daha ağır bir hata da manevî olanı maddî olana bağımlı kabul etmektir. Normal münasebetleri bütünüyle ters yüz edecek olan bu hata, genel anlamda, modern Batı’da halen müşahede edilmekte olan temayüle aittir ve ancak son derece ileri bir entellektüel çöküş dönemi içinde ortaya çıkabilir.”
“Madem “Tanrı’nın vekaleti”nden söz ettik, Konfüçyus’a göre bu vekaletin nasıl kullanılması gerektiğini nakletmek yerinde olacaktır:
“Eski prensler, insanların kalbindeki doğal erdemleri parlatmak için, herşeyden önce, prensliğindekileri iyi yönetmeye çalışırlardı. Prensliğindeki halkı iyi yönetmek için, herşeyden önce kendi ailelerini doğru yola yöneltirlerdi. Kendi ailelerini doğru yola yöneltmek için, herşeyden önce kendilerini mükemmelleştirmek için çalışırlardı. Kendilerini mükemmelleştirmek için, herşeyden önce kalplerindeki hareketi düzene koyarlardı. Kalplerindeki hareketi düzene koymak için, herşeyden önce iradelerini mükemmelleştirirlerdi. İradelerini mükemmelleştirmek için, herşeyden önce bilgilerini olabildiğince geliştirirlerdi. Bilgiler, olayların doğasının dikkatle incelenmesiyle mümkündür. Olayların doğası bir kez incelenirse, bilgiler en yüksek düzeylerine ulaşırlar. Bilgiler en yüksek düzeylerine ulaştığında ise, irade mükemmelleşir. İrade mükemmelleştiğinde, kalbin hareketleri düzenlenmiş olur. Kalbin hareketleri mükemmelleştiğinde, tüm insanlar kusurlarından arınır. Kendimizi düzelttiğimizde, ailede de düzeni sağlarız. Ailede düzen hakim olduğunda, prenslik iyi yönetilmiş olur. Prenslik iyi yönetildiğinde ise, tüm imparatorluk kısa bir zaman zarfında barışa kavuşur”
“Çağımızda kendisine “laik” demekten hoşlanan insanların “bilinemezci” “(agnostiques) olarak adlandırılmaktan hoşlananlar olması oldukça merak uyandırıcıdır. Zaten cehaletleri ile övünenler de bu insanlardır.”