Anlatırlar; alim bir zat bahçe işleriyle uğraşırken Allah' a
inanmayan bir adam yanına gelmiş, demiş ki; "Üç sorum var; cevaplarsan iman edeceğim, cevaplayamazsan sen inkar edeceksin, var mısın?" O da, "varım" demiş.
Birincisi; ''Allah var diyorsunuz, ama görmüyoruz. Ben görmediğim bir şeye nasıl inanayım?"
İkincisi; "Diyorsunuz ki, 'Her şey ezelde takdir edilmiştir. Benim inkarım da takdir edilmiştir. O halde benim suçum ne?"
Üçüncüsü; "Hem 'şeytan ateşten yaratılmıştır,' diyorsunuz, hem de 'şeytan cehennemliktir' diyorsunuz. Ateş ateşi nasıl yakar?" Üç zor soru ... O büyük zat yere eğilmiş, tezek gibi sertleşmiş bir parça toprağı almış ve "yaklaş" demiş. Adam yaklaşmış, "Üç sorunun tek bir cevabı vardır, o da budur," demiş ve o tezekle adamın alnının ortasına şiddetle vurmuş. Adamın kafası yarılmış, kan revan içerisinde, "ben sana gösteririm" diyerek soluğu Kadı' nın yanında almış. Mahkeme kurulmuş, Kadı da biliyor karşısındakinin alim bir zat olduğunu. "Efendim," demiş, "böyle böyle bir şey yapmışsınız. Sebebi hikmeti nedir?" Alim zat cevap vermiş; "Bana üç soru sormuştu, o vurduğum tezek bu üç sorunun cevabıdır. Birincisi; 'Allah var diyorsunuz ama ben görmüyorum. Görmediğim Allah' a niçin inanayım?' demişti, şimdi ise başının acıdığını, acı içinde kıvrandığını söylüyor. Acısını bana göstermezse ben de başının acıdığına inanmıyorum. İkincisi; 'Her şey ezelde takdir edilmiştir, benim inkarım da takdir edilmiştir, o halde benim suçum ne?' demişti. Benim onun kafasını yarmanı da ezelde takdir kibir sebebiyle Kör Olmuş Gözler
edilmişti. O zaman benim suçum ne? Üçüncüsü; 'Şeytan ateşten yaratılmıştır, Şeytan cehennemliktir. Öyleyse ateş ateşi nasıl yakar?' demişti. İnsan topraktan yaratılmıştır, toprak toprağın canını nasıl acıtırsa ateş de ateşi öyle yakar."