Işıl ışıl duran zemin,
Gözlerini alamazsın lakin zehir.
Duvarlarımızı örmüş ulu zemin,
Gözlerini alamazsın ancak zehir.
Mehtaplı bir gece üstümüzde durur,
Ancak sen, ben, zemine bakarız.
Gözlerimizi çekemeyi, sanki mehtap zehirdir.
Ulu zemin elini kaldırır, yer parçalanır.
Elindeki nesne girer her tarafına,
Bacaklarına, ayaklarına, ön lobuna.
Nesnenin ucu keskin,
Battı mı parçalar gözlerini.
Masmavi zemin her zaman kendisini sana çeker.
Zehir zemin, kötü zemin dersin lakin,
Bir ders, bilgi çıkaramazsın,
Ah yazık kâtip.
Masmavi kollarındaki iğneler,
Tek tek girerler, iğneler.
Battı, sokulurlar.
Avaz avaz bağırırsın, ah yazık kâtip.
Elinden çıkacak başka dünyalar,
Dokunabilsek kâğıda,
İğneye kurban düşmesek,
Bağırmasak, ağlamasak,
Üzülmesek, dokunabilsek kâğıda, kâtipler.