Kapitalizm, ücretli emek sömürüsüne dayanan, yegane ereği kâr etmek, ve kârı artırmak olan, canlı olan her şeyi ölü nesnelere, metalara dönüştüren, kullanım değerinin yerini değişim, değerinin aldığı, var olabilmek ve varlığını sürdürebilmek için sürekli büyümek zorunda olan, toplumun temel üretici güçlerinin ve yaşam araçlarının dar bir sermaye sınıfinın elinde olduğu,
her türlü ahlaki değere yabancılaşmış [ahlakdışı değil ahlaksız], parasal ve maddi olan, hesaplanabilir-ölçülebilir olan dışında
hiçbir insani değere itibar etmeyen, eşyanın onu üreten insandan daha değerli sayıldığı, ekonomik olanın politik sosyal ve kültürel
olanın önüne geçtiği, araçlarla amaçların ters-yüz olduğu, öküzün arabanın arkasına koşulduğu. .. tuhaf bir uygarlıktır...
Yaşanan reel gerçeklikle, kelime ve kavramlar arasında bir uyumsuzluk ortaya çıkıyor. Başka türlü söylersek, kelimelerin ve kavramların da bir tarihi var: doğuyorlar, varoluyorlar, eskiyip ölüyorlar ve belirli bir eşik aşıldıktan sonra ölü bilgiler haline geliyorlar. İşte kritik sorun da orada ortaya
çıkıyor. Ölü bilgiler zihnimizi, düşünce yeteneğimizi sömürgeleştirip, dumura uğratıyor. Aslında ölü bilgilerle düşündüğümüz, anladığımız yanılsamasına kapılıyoruz, velhasıl kendimizi aldatıyoruz.