Düşüncemiz hangi öğretiye dayalı olursa olsun hayal gücümüzün kendine özgü bir felsefesi; insan bedenini biçimlendiren, anlamlandıran ruhun da hoşgörülü bir algılaması vardır. Bu ruh, canlandırdığı bedene, kendi hafifliğinden bir şeyler katmaya çalışır. İncelik olarak tanımlanan, maddeye geçen bu maddesizliğe karşı madde direnir ve kendi hareketsizliğine benzeterek ruhu yozlaştırmak ister. Madde, ruhun inceliğini, farklılığını bozmayı 'başardığı' zaman, beden komik duruma düşer. Bergson'un ifadesiyle, insan bedeninin durumları, jestleri ve hareketleri bize basit bir makineyi anımsattığı ölçüde gülünçtür.
Bu felsefenin kaynağı da, tek ve benzersiz olan Yaratıcı'ya benzeme; bir olma niteliğinden uzaklaştıkça sıradanlaşma ve mekanikleşmedir. Bu sebeple, insanoğlu doğuştan kendisinde var olanı; benzersiz olmayı, aklını kullanabilme, düşünebilme, bir adım sonrasını görebilme ve muhtemel
olumsuzluklara karşı önlem alabilme niteliğini yitirdikçe, bu ayrıcalıkları koruyamadığı için toplum tarafından gülmeyle cezalandırılmakta ve sahip olması
gereken sorumluluklar hatırlatılmaktadır.