Din konusunda yalnızca iki insan tipi neye inanacağını seçebilir: Peygamber devrinde yaşayan ve ona bağlanmayı tercih edenler ile doğuştan edindikleri dinden farklı bir dini daha anlamlı bulup din değiştirenler. Bu iki insan tipi dışında hepimiz dinimizi ya da dinsizliğimizi ebeveynlerimizden miras alırız. Çocukluğumuzdan beri inandığımız dine duygusal bir bağlılık geliştiririz ve din zamanla belleğimizin ve anılarımızın temel bir parçasına dönüşür. Her ne kadar onu savunurken aklımızı kullansak da din akıl yoluyla edinilmez.
Entelektüelin diktatör karşısında tutumu (sürgünü, hapis ya da ölüm cezasını göze almak pahasına muhalefet etmek ya da kendi vicdanının sesini dinlemek yerine paraya teslim olup iktidara yaltaklanmak) ve genel şartlar ne olursa olsun, diktatör iktidara gelince entelektüeller doğal görevleri olan insan zihnini aydınlatmak ve entelektüel faaliyeti teşvik etmekten hızla uzaklaşırlar. Otoriter toplumda ciddi ve bağımsız entelektüele yer yoktur zira entelektüel faaliyet yalnızca özgür bir toplumda verimli olabilir. Dikta rejimlerin de entelektüellerin çelişik konumu diktatörlük sendromunun yaygın semptomlarından biridir.
Diktatörün tüm muhaliflere uyguladığı korkunç baskıdan dolayı entelektüeller ya canları ve özgürlüklerinin tehlikede
olduğu korkusuyla yaşarlar ya da diktatörün onlara önerdiği konumlan ve ayrıcalıkları kabul ederler. Diktatöre desteğin karşılığı olarak kesesini dolduran entelektüeller yazılı olmayan bu kontrat sonucu diktatörün şöhretini cilalayıp liderin ne kadar soylu biri olduğunu yazıp çizerler.
Diktatöre muhalif ve yandaş entelektüellerin yanı sıra her iki konumu da benimsemekten kaçınan entelektüeller vardır: Bunlar bir yandan şimşekleri üzerine çekmememek için diktatöre muhalefet etmekten kaçınırken öte yandan diktatörle ilgili endişeleri tümüyle göz ardı edip rejimi desteklemeye de yanaşmazlar.