Afran

Diktatör, halkı iki farklı ve çelişik konumdan değerlendirir. İlkin teorik anlamda halka önemli bir rol biçer: Mevcut durumu çok iyi okuyup, vatan sevdalıları ile vatan hainleri arasında aynın yapabildiği için halkın dehasına övgüler düzer. Öte yandan pratikte halkın kendi başına bırakılamayacağını düşünür ve muhalif fikirler ifade eden bir yazı ya da televizyon programının bile kitleleri rejime karşı ayaklandırma potansiyeline sahip olduğuna inanır. Halkı küçük gören bu bakış açısı babacan diktatör kavramıyla uyumludur. Çocuklarınızı seversiniz ama kendi başlarına bir şey yapabileceğine asla inanmazsınız. Kötü düşünceleri çocuklarınızın zihinlerinden uzak tutup kötü insanlarla arkadaşlık etmelerini engellemeye çalışırsınız. Diktatör, konuşmalarında halkı övse de gerçek fikri bunun tam tersidir. İktidarda kalabilmek için basını, eğitimi ve kültürü (halkın bilincini etkileyebilecek her şeyi) mutlaka denetlemek zorunda olduğunu düşünür.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Diktatör, medyayı tümüyle ele geçirdiğinde "alternatif bir gerçeklik" yaratmaya çalışır. Bu noktada, somut gerçeklik ile medyanın çarpık gerçekliği arasındaki sınır bulanıklaşır. Diktatör bu sayede kitleleri kendisinin kahraman olduğuna -bir hayal olsa da- inandırır ve idari başarısızlıkları, yanlış politikaları ve baskıcı uygulamalarından mağdur olan binlerce kişinin sesinin duyulmasını engeller. Bu tablo ister istemez şu soruyu sordurur: Diktatör, güvenlik aygıtını (ordu, polis, hAkim ve savcı, sivil ve askeri istihbarat) tamamen kontrol ettiği halde niçin tüm ifade araçlarını ortadan kaldırmak ister? Devleti tümüyle kontrol ettiğine göre kendinden farklı görüşlere sahip kişilere ufak da olsa bir alan tanısa nasıl bir zarar görebilir?
Edebiyat, sinema ve medyanın sadece sosyalist fikirleri ifade edip "yeni Sovyet insanı"nı yaratmaya zorlandığı Sovyetler Birliği'nde de katı bir sansür yürürlükteydi. Sovyet projesine aykırı bulunan gerici kitaplar yasaklanmıştı. Lenin'in karısı Nadejda Krupskaya 1923'te Sovyet halkının asla okumaması gereken kitaplardan oluşan bir liste hazırlamıştı ve listede Kur'an ve Eski Ahit'in yanı sıra lmmanuel Kant, Rene Descartes ve Tolstoy'un eserleri de yer alıyordu. Kant'ı aforoz etme nedeni sorulduğunda Krupskaya şu cevabı vermişti: "Kitleler Kant okumazlar."
Diktatörler açısından medya hakikati aktarıp farklı görüşleri dile getiren bir araç değil, liderin desteklenmesi için kitleleri harekete geçiren bir silahtır. Lider, tabiatı gereği, halkın tek bir vizyon ve görüş etrafında birleşmesini ister. "Herkes için geçerli tek vizyon" fikri tüm diktatörlüklerin leitmotifidir.
"Düşmana ateş ederken, asla onun gözlerinin içine bakma." İnsan yerine koymamanın bundan daha net bir örneği olamaz. Ateş ettiğiniz kişiyi düşman saydığınızda, onu öldürmeniz çok daha kolaydır. Ama birinin gözünün içine bakarsanız orada düşman değil, insan görürsünüz. Genç bir askeri öldürdüğünüzde annesinin nasıl perişan olacağını ya da evine dönebilirse çocuklarına nasıl sarılacağını hayal edersiniz. İşleyeceğiniz suçun büyüklüğünü fark edip onu öldürmekten vazgeçebilirsiniz.