Kahve köşelerine, kalabalık yurtlara itilmiş, yaşadıkları kentlerin adım attıkları her yerinde parasızlıkları, ezilmişlikleri yüzlerine vurulan; cinsel bunalımları, okuma, spor gereksinmeleri karşılanmamış bir kuşak bu. Gençliğin bilinçaltında biriken öfkelerini dolduran, taşıran, akıl almaz derecedeki adaletsizlikleriyle hep bu içinde yaşadıkları bozuk düzen. Bu yüzden içinde, kendini kurtaracak, doyuracak inançlarını doğru seçemiyor gençlik. Öfkelerini, yaşam güçlüklerinden doğan acılarını en kısa yoldan kusmasına yardımcı gibi gördüğü sloganlara sarılıyor. Sosyal adaletsizliklerden yararlananlar rahat yaşamlarını, yağmalarını sürdürürlerken; onlar, saplandıkları çıkmazda, bir arada yaşamanın doğurduğu küçük anlaşmazlıkları, çekişmeleri alabildiğine büyültüyorlar; temeldeki sınıf birliklerini unutup sağcı solcu diye birbirlerini boğazlıyorlar...
Bu acıların sona ermesi için, bu şiddet ruhunu besleyen toplumsal eşitsizliklerin giderilmesi, ya da giderilmesine girişilmesi, gençliğin de buna inanması gerekiyor. Böyle bir durum ise yok ortada. Varsa bile henüz nutuklarda, kitaplarda...