Afran

İnsanlık krizde ve bu krizden insanlığın dayanışmasından başka çıkış yolu yok. Karşılıklı yabancılaşmadan çıkışa giden yoldaki ilk engel diyaloğun reddedilmesi: Kendine yabancılaşmadan, mesafeden, ilgisizlik ve sonuç olarak kayıtsızlıktan doğan ve ayı zamanda bunları körükleyen bir sessizlik. Sınır çizme diyalektiği sevgi ve nefret ikilisi yerine sevgi, nefret ve kayıtsızlık ya da ihmal üçlüsüyle birlikte duşünülmeli.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ben dahil kaçımız yolumuzu kaybettik ki artık içinde yaşadığımız dünyaya karşı özenli değiliz, umursamıyoruz, Tanrı'nın herkes için yarattığını korumuyoruz ve nihayetinde birbirimizi dahi umursayamaz hale geldik! İnsanlık bir bütün olarak yoldan çıktığında, şu an tanıklık ettiğimiz gibi trajediler ortaya çıkar... Yine de sorulmak zorunda: Erkek ve kız kardeşlerimizin kanlarından kim sorumlu? Hiç kimse! Cevabımız bu: Ben değilim, benim bir ilgim yok, başkası olmalı, kesinlikle ben değilim... Bugün dünyamızda hiç kimse kendisini sorumlu hissetmiyor, erkek ve kız kardeşlerimize karşı sorumluluk duygumuzu kaybettik... Sadece kendimizi düşünmemize sebep olan konfor kültürü bizi başka insanların haykırışlarına duyarsız kılıyor, ne kadar sevimli olsalar da temelsiz sabun köpükleri içinde yaşamamıza sebep oluyor. Başkalarına karşı kayıtsızlıkla sonuçlanan uçucu ve boş bir hayal sunuyor, hatta kayıtsızlığın küreselleşmesine yol açıyorlar. Bu küreselleşen dünyada küresel bir kayıtsızlığa düşmüş durumdayız. Başkalarının acı çekmesine alışık hale geldik. Beni etkilemiyor, beni ilgi lendirmez, benim işim değil!
Masaldaki tavşanlar diğer hayvanların zulmüne öylesine maruz kalırlar ki nereye gideceklerini bilemezler. Ne zaman yanlarına bir hayvanın yaklaştığını görseler oradan kaçarlar. Bir gün vahşi bir at sürüsünün çılgınca üstlerine geldiğini gördüklerinde, bütün tavşanlar panik halinde göle atlar; sürekli bir korku halinde yaşamaktansa boğulmaya kararlıdırlar. Ancak gölün kıyısına yaklaştıkları anda tavşanların yaklaşmasından korkan bir kurbağa sürüsü kaçarak suya atlar. Aslında der tavşanlardan biri, “işler göründüğü kadar da kötü değilmiş. Korku içinde yaşamanın yerine ölümü seçmeye gerek yokmuş. Ezop’un masalının hissesi dolambaçsızdır: Her zaman kendisinden daha kötü durumda biri olduğu keşfinden dolayı tavşanın hissettiği tatmin, gündelik eziyetin ümitsizliğine verilen hoş bir mola.
"İstediğimiz kadar sandalyemizi kumsala koyup, yaklaşmakta olan dalgalara bağıralım, ne gelgit dinleyecek ne de deniz geri çekilecektir." Göçmenleri "kendi arka bahçemiz"den uzak tutmak için duvarlar inşa etmek, gülünç şekilde antik filozof Diogenes'in eski Sinop'un sokaklarında içinde yaşadığı fıçıyı bir o yana bir bu yana yuvarlaması hikâyesine benziyor. Bu tuhaf davranışının nedeni sorulduğunda, Diogenes komşularının kapılarına barikat yapmak ve kılıçlarını keskinleştirmekle meşgul olduğunu gördüğünü ve Makedonyalı İskender'in yaklaşan askerleri tarafından işgal edilmesine karşı şehrin savunmasına katkı yapmak istediğini söyler.
Ne var ki son birkaç yılda gerçekleşen, mülteci ve sığınmacıların eklenmesiyle Avrupa'nın kapılarını çalan göçmenlerin toplam sayısındaki olağanüstü sıçramadır. Bu sıçramanın nedeni "yıkılan" ya da zaten yıkılmış olan devletler ya da nereden bakılırsa bakılsın devletsiz ve dolayısıyla hukuksuz topraklardır; sonu gelmez kabile ya da mezhep savaşları, kitle katliamları ve kıran kırana, devamlı eşkıyalıkların sahne olduğu topraklar. Bu, büyük ölçüde Afganistan'a ve Irak'a düzenlenen, ölümcül şekilde yanlış değerlendirilmiş, talihsiz ve vahim askeri seferlerin ikincil hasarıdır. Gayrisafi milli hâsıla hırsı içindeki hükümetlerin (uluslararası silah fuarlarında genelde gururla dışa vurulsa da) örtük desteğiyle, kâr hırsı içindeki silah endüstrisi tarafından beslenen ve kontrolden çıkan küresel silah ticaretinin yardımı ve suç ortaklığı sayesinde, bu seferler diktatörlük rejimlerinin yerine sürekli açık bir kuralsızlık tiyatrosunun ve şiddet çılgınlığının geçmesiyle kıymetli mülklerini terk etmeye itilen mültecilerin, ölüm tarlalarından kaçarak sığınak arayan insanların akını, çorak topraklardan çimlerin yeşil olduğu yerlere gitme insani arzusuyla hareket eden "ekonomik göçmenler"in sabit akışını aştı: Gelecek vaat etmeyen, verimsizleştirilmiş topraklardan fırsat bolluğu içindeki hayal diyarlarına. Paul Collier düzgün bir yaşam standardı şansı arayan bu insanların sabit akışı hakkında (insanlığın başlangıcından bu yana istikrarlı bir şekilde süren ve ancak işsiz bırakılarak gereksiz hale getirilmiş ve heba olmuş yaşamların modern sanayisi ile hızlanan bir akış).