Öncelikle belirteyim sağlam bir psikolojiye sahipseniz okuyun yoksa depresip günler yaşayabilirsiniz. Kitap basit ve akıcı bir dile sahip olsa da sosyolojik ve psikolojik derinliği insana yoğun duygular yaşatan bir eser. Hayata başka bir pencereden bakmak terimi bu kitap için az kalır çünkü baktığınızda başınızı döndürüp , sersemletecek asansör boşluğu kadar hayatın karanlık ve acı yüzünü hissettiriyor. Hikaye deli dolu, hayattan kopuk, insani duygulara asi Kinyas ve Kayra`nın Afrika'da ki serüveniyle başlıyor. Hayatın anlamını bulamayınca hayatı ölümle birleştiren iki kahramanımız toplumsal normlardan ve insani duygulardan muzdarip oldukları için 20`li yaşlarda ailelerini terkederek bir yolculuğa çıkıyorlar. Afrika'da uzun yıllar kalıp uyuşturucu,sex, şiddet, cinayet dolu gangster tarzı bir hayat yaşıyorlar. Onlar için öldürmek nefes almak kadar sıradan bir davranış çünkü acıma duygularını asla hissetmemişler. Kayra ikna kabiliyeti ve aklıyla ön plana çıkarken Kinyas Demir yumruk gücü ve cesaretiyle ön planda. Kahramanlarımız son büyük vurgunlarını yapıp Afrika'yı terk ediyorlar ve Meksika'da bir süre kaldıktan sonra Türkiye'ye dönme kararı alıyorlar. Benim için kitabın başladığı yer burası çünkü zihinsel ölümü kafaya koymuş iki ruh hastasının ruhsal sancılarını okurken anlamaktan ziyade yaşıyorsunuz. Kinyas Ankara'ya geldikten sonra diri diri gömdüğü insan olan tarafı üzerine örtülü kin dolu topraktan küçük delikler açıp ışıklarını ruhuna yansıtınca kaybolmuşluğunu sorgulamaya başlar. İşlediği suçları, yaşadığı hayatı düşünüp saçmalığını sorgular ve ruh yoldaşı olan Kayra`yı terkeder. Yalnız kalan Kayra bunalıma giriyor kinyasın giderken bıraktığı mektupta ``gidiyorum.zihinsel ölüm saçmalığına asla erişemeyeceksin`` sözüyle kinyasın dönmemek üzere