Psikoanaliz nevrozların kaynağını çocukluğun ilk döneminde yaşanan, uzun zamandır unutulmuş ve bastırılmış travmalarda saptadığını iddia etmektedir,onun için düşüncelerin kendisinden çok, (iddiasına göre) altında yatan gizli anlamlarla daha çok ilgilenir. Ancak buradaki önemli soru psikoanalizin insanları daha iyi veya en azından daha az mutsuz yapıp yapmadığıdır. Pek çok insan kendisine yardım ettiğine kesinlikle inanmaktadır fakat New South Wales Üniversitesi'nden Profesör Gavin Andrews 1994 yılında British Journal of Psychiatry'de (İngiliz Psikiyatri Dergisi) tarafsız olarak değerlendirilmiş bütün çalışmaları incelediği zaman psikoanalizin "sadece konuşmaktan" daha fazla işe yaradığını gösteremedi.
Bir reçete yazmak çok kolaydır ve hastalar bunun bir sonucu olarak kendilerini çok daha iyi hisseder; fakat ilaçların kimyasal bir çözüm olduğu gerçeğinden kaçılamaz. Bazen kişinin zor bir dönemi atlatması için gerekli olan tek şey budur ama genellikle ilaçlar kesildiği zaman aynı sorunlar tekrar ortaya çıkar.
İlaçların alternatifi, kaygı (anksiyete) ya da mutsuzluğun altta yatan nedenini çözmeye çalışan psikoanalizden danışmanlığa kadar geniş bir yelpazeye yayılmış olan "konuşma terapileridir". Danışmanlık ise, sırf kişinin ruhunu duygularınu anlayan bir dinleyiciye açmasının daima sağaltıcı bir etkisi olduğu için yararlı olabilir.
Okuduğum en anlamsız kitapdı. Oysa ki ismine bakarak güzel bir kitap olduğunu düşünmüştüm. Olaylar, diyaloglar hep dönüp dolaşıp aynı yere geliyor. Ve herşeyden öte sonu çok anlamsız ve gereksiz olmuş.