İranlı Firdevsi,yaklaşık bin yıl önce yazdığı Şehname ‘nin başlarında,söylenecek bütün sözlerin söylenmiş olduğunu,yeniden söylemeye değer söz kalmadığını,bu nedenle de bir şey söylemekten çok,güzel söylemenin önemli olduğunu ileri sürüyordu.
Adil olanın peşinden gidilmesi doğrudur, en güçlünün peşinden gidilmesi ise kaçınılmazdır. Gücü olmayan adalet acizdir; adaleti olmayan güç ise zalim. Gücü olmayan adalete mutlaka bir karşı çıkan olur, çünkü kötü insanlar her zaman vardır. Adaleti olmayan güç ise töhmet altında kalır. Demek ki adalet ile gücü biraraya getirmek gerek; bunu yapabilmek içinde adil olanın güçlü, güçlü olanın ise adil olması gerekir.
Adalet tartışmaya açıktır. Güç ise ilk bakışta tartışılmaz biçimde anlaşılır. Bu nedenle gücü adalete veremedik, çünkü güç, adalete karşı çıkıp kendisinin adil olduğunu söylemişti. Haklı olanı güçlü kılamadığınız için güçlü olanı haklı kıldık.
Elinde çiçekler tutan beyaz gelinlik giymiş bir kızın mutluluğu gibi bir şey değildi bu. Daha derin bir varoluş sorunuydu. Dünyaya gelmiş olmamın bir anlamı var mı, bu yaşlı gezegene ya da üstünde yaşayan insanlara küçücük bir katkım oluyor mu gibi tuhaf soruların cevabıydı.
Kahvecinin çabalarını şimdi anlıyordu: Bu adama güvenmemesini söylemeye calışıyordu. “Ben de herkes gibiyim. Dünya gerçeklerine oldukları gibi değil de olmalarını istediğim gibi bakıyorum.” diye düşündü delikanlı.