"Kütüphane, bütün çağların, bütün ülkelerin ölümsüzleri ile dolu. Bu ulular bezmine kabul edilmenin tek şartı, liyakat. Mabede bayağılar giremez. Diriler naziktir, ölüler titiz." Cemil Meriç
“Anarsam Sen’i anarım, dudağımı açarsam Sen’i söylemek, Sen’i övmek için açarım. Neşelenirsem neşeme sebep olan Sen’sin. Sen’den daha tâze, Sen’den daha yemyeşil bir ağaç, Sen’den daha nûrlu, Sen’den daha aydınlık bir ay, Sen’den daha erken kalkan bir seher, Sen’den daha tatlı bir şeker görmedim ben”
Kâmil insanların en büyük belirtisi geceleyin ayakta olmalarıdır. Gören göz fazla uyuyamaz ve fazla uyuyanlar da görülmesi gerekenleri göremezler. Büyük oluşların rüyâları, geceleri uyanık durmasını bilenlerin dünyalarına doğar. Ve her büyük ruhun gönlünde bir büyük Yusuf rüyası saklıdır. Gece aşıkların elbisesidir. Gece oluşun ve erişin mayalandığı bir "sükûn" ortamıdır. Gece, tefekkürün manaya kanat açtığı bir rûhânî sofradır. Bir ayettir gece okumasını bilene, sessizliğinde kalbinin atışlarını zikrin nefesiyle buluşturana, alıştırana, tutuşturana. Gece "ferdin doğuşuna bir hazırlıktır. Son söz: "Beni bilmiyorsan karanlık geceye sor; âşığın mahremi de gecedir, ağlayıp inleyişin tanığı da."
Aşk insanın ayrıldığı "aslî vatanı"na karşı bir özleyişi, bir feryadıdır. Aşkta yutkunmak olmaz. Aşık aşkını haykırmak zorundadır. Aşkta varmak değil; yolda olmak ve aramak esastır. Bu arayış seste, desende, renkte, kokuda, mısrada, isyanda, darağacında kendini gösterir. Aşk anlatılmaz, kelimeye dökülmez. Kısacası insanın varoluş probleminin cevabı aşktır.
"Aşk imiş her ne var alemde
İlm bir kîl u kâl imiş ancak"
"Selîm, munîb ve mutmain" sıfatlarına sahip bir kalbin alâmeti; Rikkat, mahlûkâta merhamet, gözyaşı, hale rıza, hâk ve hayra hizmet, şerden kaçma, nasihat, İrşad koşma ve ilahî aşkın hazzı ile dolu olmaktır.