Dim Deyra

Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?

Şebnem Vitrinel

@Sebnem_Vitrinel
·
Bilal'in İhmal Edilen Aşkı
Sinekli Bakkaldan aklımda en fazla kalan Peregrini ile Rabia’nın aşkı oldu. Berna Moran bu kitabı eleştirirken, kitabın ikinci bölümünü oluşturan bu aşkı ikna edici bulmadığını söylemiş. Ne Peregrini’nin Rabia’yı sevmesi ve onsuz yaşamayacağını söylemesi ne de Rabia’nın Peregrini’yi sevmesi sebeplendirilememiş. Aslında haklı elbette. Halide Edip pek başarılı olamamış bu konuda. Bu ikisi birbirlerinde ne bulmuş belli olmuyor. Fakat ben anladım bu aşkı çünkü kendimden bir şey buldum. Aşkı anladım derken aslında sadece Peregrini’yi anladım ve içimde bu bölümü yeniden yazmak arzusu belirdi. Tabii emin olmak çok güç. Kitapta bir boşluk, eksiklik var fakat nereden kaynaklandığını anlayamadım. Berna Moran’ın kitapta savunulduğunu ileri sürdüğü şeyleri bile önceden uyarıldığım için yakaladım gibi geliyor. Aklıma sadece şu geldi. Sanırım yazarın anlatıcı olduğu yerler, karakterlerin kendilerini ifade ettiği yerler kadar ikna edici gelmiyor bana. Şu şunu düşünüyor, bu böyle hissediyor gibi anlatmalar yerine olayları görmek, konuşmaları duymak istiyorum. Bu yüzden Peregrini ile Rabia’nın sayfalarca anlatılan aşkı, eleştiri kitabında sözü bile edilmeyen zavallı Bilal’le olan flörtü kadar etkileyici değil. Rabia Bilal’in çenesine dokunuyor ve Bilal onun parmaklarını öpüyor. Yazar diyor ki Rabia çok saf olduğu için, kötülük bilmediği için uzun uzun konuşuyormuş onunla ve rahatça dokunuyormuş Bilal’e. Oysa bana hep öyle gelmiştir ki yaşanılan çağ ve ortam ne olursa olsun, bir kadın bir erkeğin ruhunu ateşliyorsa bunu mutlaka bilir. Galiba Rabia sadece mahalleliyi ve konak halkını değil, Halide Edip’i de kandırmış. Üstelik Bilal onu öptü ağzından ve öpücüğü bıçak gibi gitti Rabia’nın içine. Bence Rabia bunu asla unutamaz. Oysa umurunda değilmiş gibi davrandı Bilal
Edebiyat
Gün yüzü
Açık konuşmak gerekirse, son dönemlerde okuduğum kitaplardaki aşklardan artık etkilenmedigimi farketmis, bunu 35 yaş güncellemesi olarak varsaymis, mevzuyu orada noktalamıştım. Sonra bir şey oldu ve Umut ile Yıldız aynı asansöre denk gelsin, e artık bi konuşsunlar diye ufak bir heyecan yaptığımı gördüm.😊 Sonra Yıldız'i takip ettim adım adım. Ne yalan söyleyeyim, sürekli açığını aradım. Bu kadar güzel seven adamlar hep harcanır, bu kız bu adamı harcar dedim durdum icimden. Ama bir ümit, haksız çıkmayı bekledim 😔 Handan konusurken dinledim sessizce, katıldım çoğu kez. En son bir Nergis dokunuşu vardı ki, göz yaşlarımı yuvasında tutamadım.🥲 Yeri geldi Umut'un çocukluk mahallesindeki bakkala uğrayıp borçlarını kapatmak istedim, bazen annesiyle dertleşmek...Babası iş bulduğu gün bir pasta alıp kutlamak bile geçmiş olabilir içimden. Tam da bu kadar içimizden, samimi bir hikayeydi çünkü.  Sadece bir hikayeden ibaret olmadigini da,  yeri geldikçe geçen  şiirlerden, şarkılardan, yazarlardan, şairlerden eşlik ettiğiniz türkülerden öyle bir anliyorsunuz ki; okumuyor adeta yaşıyorsunuz. Ve öyle nokta atış tespitler var ki, ister istemez altını cize çize gidiyorsunuz kitabın içinde. Evet böyle bir yola çıkmıştım günler önce...Ve işte bugün yaklaşık 2 saat önce son sayfasını kapattım kitabin. Vakit gecenin bir yarısı oldugu halde neden uyuyamadigimi soracak olursanız şöyle açıklarım;  Geldiğimiz noktada,Umut'a kocaman bir sarılıp "ablacığım geçecek" demek istiyorum.  Yıldız Umut'un kapısına bin pişman olarak dönsün istiyorum.  Handan' in yavrusunu bağrıma basmak, arkasından ağıtlar yakmak istiyorum.  Günlerdir dolaştığım o gri başkent sokaklarından, buz gibi bir Ankara ayazı yiyerek ayrılıyorum. İçim yanıyor ama ben üşüyorum... Bu kitabın bir kokusu varsa şayet, Nergis
1000Kitap