“İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır”
“Bülbüller bizi eğlendirmek için şarkı söylemek dışında bir şey yapmaz”...
-Evcil ne demek? diye sordu Küçük Prens.
- Genellikle ihmal edilen bir iş, dedi tilki. Bağlar kurmak anlamına geliyor.
- Bağlar kurmak mı?
Tilki ;
- Yani, dedi. Örneğin sen benim için henüz, binlerce çocuktan herhangi birisin. Benim için gerekli de değilsin. Ben de senin için, yüz bin öteki tilkiden hiç farkı olmayan herhangi bir tilkiyim. Ama beni evcilleştirirsen, o zaman birbirimiz için gerekli oluruz.benim için sen dünyadaki herkesten farklı olursun. Ben de senin için eşsiz, benzersiz olurum.
Küçük Prens;
- Anlıyorum, dedi. Bir çiçek var. Galiba o beni evcilleştirdi.
- Olabilir, dedi tilki. Böyle şeyler hep olur.
Birden aklına bir fikir geldi.
- Benim yaşamım çok sıradan, diye anlatmaya başladı. Ama beni evcilleştirirsen, yaşamıma güneş doğmuş gibi olacak. Duyduğum bir ayak sesinin ötekilerden farklı olduğunu bileceğim. Öteki ayak sesleri beni köşe bucak kaçırırken, seninkiler bir müzik sesi gibi beni çağıracak. Hem bak, şu buğday tarlalarını görüyor musun? Senin saçlarının renginde. Buğday bana hep seni hatırlatacak. Ben buğday tarlalarında esen rüzgârın sesini de seveceğim.
Tilki uzun süre Küçük Prens’e baktı.
- Lütfen… Evcilleştir beni! dedi.
- Seni evcilleştirmek için ne yapmalıyım? diye sordu Küçük Prens.
- Çok sabırlı olmalısın, dedi tilki. Önce karşıma, şöyle uzağa oturacaksın. Gözümün ucuyla sana bakacağım ama bir şey söylemeyeceksin. Sözler yanlış anlamın kaynağıdır. Her gün biraz daha yakınıma oturacaksın.
Ertesi gün Küçük Prens yine geldi.
- Aynı saatte gelmen daha iyi oldu, dedi tilki. Örneğin sen öğleden sonra dörtte geleceksen, ben saat üçte mutlu olmaya başlarım. Mutluluğum her dakika artar. Saat dörtte artık sevinçten ve meraktan deli gibi olurum. Ama herhangi bir zamanda gelirsen yüreğim saat kaçta senin için çarpacağını bilemez.
Böylece Küçük