Güzel sevmek hiçbir şeye yetmiyormuş, bunu bana sen öğrettin. Kalbi tertemiz tutmanın, niyeti bozmamanın, sevgiyi incitmeden sunmanın bazen karşılık bulmadığını, hatta insanı daha savunmasız bıraktığını seninle öğrendim. Ben sevgiyi bir sığınak sandım, meğer bazıları için sevgi sadece geçici bir durakmış. Ben seni hep içimde büyüttüm, kimse görmeden, kimse bilmeden; bir çiçeği sularken ona konuşur gibi, seni severken de içimden sana konuşurdum. “Bir gün anlar” derdim, “bir gün fark eder” ama günler geçti, aylar geçti, sen geçip gittin, ben kaldım. Biliyor musun, insan en çok sesini çıkaramadığı yerden kırılıyor. Ben çok bağırmadım, çok hesap sormadım, çünkü sevgiyi kavgaya kirletmek istemedim ama suskunluğum anlaşılmak yerine yok sayılmaya dönüştü. Meğer herkes sevildiğini hissetmek istemezmiş, meğer bazıları kendisine gösterilen değeri küçültürmüş. Ben seni severken kendimi erteledim, yorgunken güçlü oldum, kırılmışken gülümsedim, sana yük olmamak için içimde çöken dünyayı tek başıma taşıdım. “Geçer” dedim, “biz varız” ama “biz”, tek kişinin omzunda duramıyormuş. Gecelerim vardı, kimseye anlatamadığım, ışıkları kapatıp sessizce oturduğum geceler; telefon elimde, adını yazıp silerken geçen dakikalar, “rahatsız etmeyeyim” diye içime gömdüğüm özlemler… Ben seni yokluğunda bile düşünürken, sen belki de hiç fark etmedin. En çok da şu canımı yakıyor: Ben seni olduğu gibi sevdim, değiştirmeye çalışmadan, eksiklerini tamamlamaya kalkmadan ama sen beni olduğum hâlimle tutamadın. İnsan bazen fazla iyi olmanın, fazla anlayışlı olmanın bedelini ödüyor. Şimdi dönüp bakıyorum da, ben seni kaybederken aslında kendimden vazgeçmişim; kendi sınırlarımı, kendi ihtiyaçlarımı, kendi sesimi susturmuşum, sırf sen kal diye ben eksilmişim ve sen yine de gitmişsin. Biliyor musun, insan