“Yaka cebimde, kalbimin üzerinde taşıdığım bu fotoğrafla kapanmayacak bir yaranın üzerini örtüyordum. Seninle konuşmak, benim talihsizliğimin benzerini yaşayan biriyle tanışmak içimi biraz olsun ferahlattı. Eskisi gibi olmayacağını bilerek hayatına devam edebilmiş birinin varlığını bilmek, unutmak mümkün olmasa bile hatırlatmamayı öğrenebilme ihtimali hafiflememi sağladı. Senden, sol yanımda iyice ağırlaşıp çökmeme sebep olan bu tüy kadar hafif fotoğrafı benim için yakmanı istiyorum. Zira ben yapamadım.”
Bir Kutu Kitap aboneliğini yenilemek ve yenilememek arasında bıraktıran o malum kitap... Seçimleri kim yapıyor bilmiyorum ancak bu kitap araya kaynamış olsa gerek. Beğenmediğim kitapları ne olursa olsun bitiren bir yapım olmasına rağmen bu denli okumaktan keyif almadığım bir kitapla ilk kez karşılaştım.
Kitabın olayı sanki bir düşünceyi anlatmak değil de "Bir cümle en fazla ne kadar uzatılabilir?" deneyinin raporuymuş gibi. Yalnız bir iki cümlede de değil, eserin ilk sayfasından son sayfasına kadar okuduğunuz her cümlenin sonuna geldiğinizde başını unutmuş oluyorsunuz. Çünkü iki nokta arasında birbiriyle alakasız binbir türlü betimleme içinde sandal ile okyanusu geçmeye çalışırmış gibi bir durumda buluyorsunuz kendinizi. Bakınız o kadar çok ve manasız betimleme var ki betimlemelerin çokluğunu bile gereksiz bir betimleme ile yapmak mecburiyetinde kalıyorum siz düşünün.
Ne yazık ki bana hiç hitap etmedi, denemek isteyenlere de ancak zamanının boşa gidebileceği riskini gözüne alırlarsa okumasını tavsiye ederim.