Dışarıda ihtiyar bir redif askerinin (askerliğini yapıp ihtiyata geçtikten sonra tekrar askere çağrılan) siluetini gördüm. Nöbet tutuyordu ve soluk ay ışığıyla aydınlanan esmerleşmiş yüzünde hüzünlü ve ağırbaşlı bir hava vardı. Hiç kıpırdamıyordu. Çok uzakları, buradan çok uzakları, belki de sevdiklerini düşünüyordu. Ona uzun uzun baktığım için, ruhunu okuduğumu hissetti. Sallandı, sonra ağır ağır yürüdü; adımlarının zayıf sesi birbiri ardınca kayboldu. Derken, birden bir sessizlik çöktü.
Bu dünyada tek başıma olduğumu hissettim. İşte subaylar çadırından gelen bir kahka sesi; diğer yanda alkışlar, derken sessizlikten yükselen boğuk ve derin bir melodi. Karadeniz kıyısındaki Rizeli askerlerin şarkısının bir kaç mısrası geliyor kulaklarıma. Ve sonra askerleri yatsı namazına çağıran müezzin sesi... Ah, bazen insan nasıl da bütün kalbiyle dua edebiliyor!...