Bilge açısından bakıldığında, azizden daha murdar bir varlık olamaz; aziz açısından bakıldığındaysa, bilgeden daha boş bir varlık olamaz. Anlayan insan ile talip olan insan arasındaki bütün fark buradadır.
Bir halk başka tanrılar, başka mitoslar, başka saçmalıklar icat etme gücü olmadığı zaman ölür; ilâhları solgunlaşır ve ortadan yok olur; başka yerlerden beslenir ve bilinmedik canavarlar önünde kendini yalnız hisseder. Hâlâ gerilemedir bu. Ama o canavarların biri baskın çıkarsa; bu canavar tanrısını tüketip ondan kurtulana kadar, silik, karanlık ve hoşgörüsüz başka bir dünya sarsılır; zira insan ancak tanrıların öldüğü aralıkta özgürdür -ve kısırdır-; ve ancak tanrıların -tiranların- artıp çoğaldığı aralıkta köledir – ve yaratıcıdır.
Herkes -elinden geldiğince- kendine bir sürü köle arar ya da bir tanesiyle yetinir. Hiç kimse kendine yetmez: En mütevazısı bile, otorite düşünü hayata geçirebilmek için daima bir arkadaş ya da bir refika bulacaktır. İtaat eden sırası geldiğinde kendine itaat ettirir: Kurbanken cellat olur; herkesin en yüksek arzusudur bu. Sadece dilenciler ve bilgeler bunu hiç hissetmezler – belki de onların oyunları daha incedir...
Hepimiz sahtekâr olduğumuz için birbirimize tahammül ederiz. Yalan söylemeyi kabul etmeyen birisi ayağının altındaki toprağın kaydığını görürdü: Sahteliğe biyolojik olarak tâbiyizdir.