Kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerdesin.
Su olsan kimse içmez,
Yol olsan kimse geçmez,
Elin adamı ne anlar senden?
Çıkarsın bir dağ başına,
Bir ağaç bulursun Tellersin
pullarsın Gelin eylersin.
Bir de bulutları görürsün,
bir de bulutları görürsün,
bir de bulutları görürsün.
Köpürmüş gelen bulutları.
Başka ne gelir elden?
Çın çın ötüyor yüreğimin kökünde
şu dünyanın ıssızlığı.
Tanrı kimsenin başına vermesin böyle bir yalnızlığı! Yaşar Kemal
•~•Dışarıda sesler kesildiğinde, içerideki hakikatin kapısının aralanmasıdır. Ve en derin hâliyle yalnızlık; İçinde kimse yokken, kendinle karşılaşmaktan korkmamaktır.
•~•Oğuz Atay'ın " Odanın duvarları bomboş. Ben ne yaptım? Kimse beni uyarmadı. Sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım."dediği
•~•Yankısını kaybetmiş bir çığlık...
•~•Yalnızlık birilerinin fiilen yanında bulunmaması değil, varlığını hissettirmemesidir. Var ama aslında yoklar.
İşte Aydınlanma hareketinin sonunda insan, her an patlamaya hazır, içi hava dolu bir sabun köpüğü olarak nitelendirilir. Yani bir hiç. Oysa hatırlarsınız Hz. Mevlânâ o "hiç"i şöyle tanımlar:
A güzelim yoldaşım, sen alelâde tek bir adam değilsin ki. Sen bir âlemsin, sen bir derin denizsin. O senin muazzam varlığın yok mu, O belki dokuz yüz kattır.
O, dibi, kıyısı bulunmayan bir denizdir, yüzlerce âlem, o denize dalar gark olur gider.
Düşünce yanlış ise dil de bundan nasibini alır. Dil asaletini yitirmişse düşünce de fakirleşir. İstikamet kaybolmuşsa, ne düşünce ne de dil bizi hakikate götürebilir.
Sizi kendisine benzetemeyen hiçbir kötülük amacına ulaşamamıştır. Öyleyse iyi ve doğrunun bilgisi bizi erdeme götürürken, kötünün ve karanlığın idraki de bizi şerre ve fenalığa karşı korunaklı kılmalıdır.