Bolca alıntı yaptığım (ama paylaşmaya pek fırsat bulamadığım), üç günlük seyahatim boyunca her fırsatta - havaalanında, uçakta, vapurda - sarıldığım; sadece bir sayfası hariç büyük bir zevkle okuduğum ve gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim muhteşem bir kitap.
İki eski arkadaşın ince ama keskin hesaplaşması, adeta bir hayat dersi niteliğinde; okura yeni ufuklar açan, derinlikli bir eser. Sándor Márai’nin kalemini çok sevdim. Yoğun anlatımlı, neredeyse baştan sona monologlardan oluşan bu kitap; sevginin kıskançlığa, kıskançlığın ihanete dönüşümünü çarpıcı bir şekilde anlatıyor.
İhanete uğrayan bir insanın, soru sormadan, hesap sormadan, yıllarca sessizce bekleyerek - hatta kendi deyimiyle hayatta kalarak - her iki taraftan da nasıl öç aldığını okuyoruz. Ve tam 41 yıl sonra, ihanet edeni karşısına oturtup ona her şeyi bildiğini ince ince anlatması; karşısındakinin acınacak hâlini yüzüne vurması ve gerçekleri kalbine saplar gibi söylemesi…
Bu yüzleşmede insan gururunun, sabrın ve sessizliğin nasıl bir güce dönüşebileceğini okuyoruz. Bitince uzun süre düşünme isteği bırakan, sakin ama sarsıcı bir roman. Okuyup da etkilenmemek neredeyse imkânsız.
Okuyun ve her zaman güzel ve kaliteli kitaplarla kalın.
Gerçeği istiyorum; ve benim için gerçek, miadı çoktan dolmuş bir iki hadiseden, ölüp toprak olmuş bir kadın bedeninin gizli tutkularından ve yoldan çıkmalarından oluşmuyor.