Çok filmler seyrettim,
kitaplar okudum.
En utandığım şey şiirlerimdi.
Korktuğu başına gelirmiş insanın.
Sana gelene kadar epey didindim hayatta.
Bilseydim başlangıcın sende olduğunu,
daha çabuk geçerdim günlük acılardan,
daha az takıntılarım olurdu.
Belki güvenebilirdim insanlara.
Yorulup düştüğüm her yeri ezberledim.
Tekrar düşmemek için.
Ama! ...
Hep yeni tümsekler buldum
ve bulduğum her cevaptan
iki soru arttı bana.
Bütün kitapları yakmalı
Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır
Kitaplara göre insan
Karanlıkta yüzüne bin mumluk lâmba tutulmuş
Gözleri, yüreği kamaşmış insandır
Aptaldır, hastadır, kahramandır
Bütün kitapları yakmalı
Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır.
İçinde bir tek suret yaşayan yüreğe yürek mi derler
Bir tek yaprak veren dalın boynun burarlar
Bir tek meyve veren dalı keserler
İnsan dediğin bir buğday tarlası gibi olmalı
Esti mi rüzgâr bir değil milyonlar için esmeli
Bir tek meyve veren dalı kesmeli
İnsan dediğin derya misali
Üstünde milyonlarca dalga
İçinde kıyametler kopmalı
İnsan dediğin derya misali
Uçsuz bucaksız olmalı.
Gel çıkalım sevgilim gel
Gel kurtaralım birler hanesinden
Çekelim gidelim bir uçtan uca
Açalım yüreğimizin kapılarını sonuna kadar
Sevelim sevelim sevelim
Sevebileceğimiz kadar
B. R. Eyüpoğlu
Ne tuhaf şey insanın kokularıyla büyümesi... Büyüdükçe elimizden alınan özgürlüğümüz gibi. Kurallar, toplum, aile, çevre kültür karmaşası kafesine kapatılmış gibiyiz. İçimizdeki çocuğu öldürerek büyütüyorlar bizi. Acıya alıştırarak, kaybetmeyi öğreterek, hep savaş halinde bir yanımız. Kıskançlıkların yorduğu ruhumuz. Yaşayıp öldüm diyememek acı... Yaşamadım ve öldüm. Bu iki kelime olan hayatıma bakıyorum. Kendimle savaşamıyorum bile.