İstanbul’un hayhuyu içinde sıradan bir yaşam süren İbrahim,çocukluk arkadaşı Hüseyin’in ölüm haberi üzerine doğduğu kadim kent Mardin’e gider.Onun, önce sevdaya sonra ölüme yazılmış,Mardin’de başlayıp Amerika’da sona ermiş hayatını araştırmaya koyulur.Böylece âdeta bir girdabın içine çekilir,tutkuyla ve hırsla bir kadının peşine düşer.Bu romanda Livaneli, insanın içindeki ve dışındaki huzursuzluğu, sevda ile acının iç içe geçtiği bir Ortadoğu gerçeğiyle harmanlayarak okura sunuyor.
Üzerinden zaman geçmesine karşın beni Işid lanetiye tekrar yüzleştiren bir kitap oldu.Yaşananlar gözlerimin önünden şerit çekilmişçesine geçiverdi.Bizleri Ezidi gerçekleriyle yüzleştiren, yaşadıkları insanlık dışı vahşeti tekrar gözler önüne seren ve kendilerine müslaman diyen uzun sakallı ve kara bayrakları lanet insan güruhunu tekrar hatırlamama vesile oldu.
Kitaptan bir alıntıyla incelememi tamamlamak isterim:
Ayrıca bütün bunlar olurken bu kadar dinin tanrısı ne yapıyordu diye sordum kendime ve cevabı buldum.
Tanrı o sırada dinleniyordu çünkü yedinci gündü, altı günde evreni yaratmıştı ve yedinci günde dinlenmeye çekilmişti.HER HALDE BU YÜZDEN ÇIĞLIKLARI DUYMAMIŞTI…