Ahmet karakaş

Buyur burdan yak yada yan
Tanrı (Tengri) sözcüğünün kök anlamının küre olduğu da na- zar-ı itibara alınırsa, kimlere idareci kimlere yönetici denir?
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İlginç bakış acisi
Bu bağlamda idare ve müdîr sözcüklerinin deur, dâir, tedvir, is- tidare sözcükleriyle alâkasını hatırlamak yeterli olacaktır sanıyoruz. Niçin devlet dairesi veya devlet çarkı diyoruz? Niçin devlet işlerini evirip çevirmekten sözediyoruz? Devlet işlerini evirip çevirm ek ile idare etmek niçin aynı anlama geliyor? Bugün tam da aksine niçin devlet işlerini evirip çevirmek yerine yönetiyoruz?
Alıntı
Düşünelim
Klasik siyaset literatürümüzün en önemli terimlerinden birini idare sözcüğü teşkil eder. Nitekim “idare etmek” (yönetmek) veya “idare edilmek” (yönetilmek) tabirlerini bugün de Türkçemizde kul lanıyoruz; hâlâ ‘idareci’ anlamında müdür (=müdîr) diyor ve idari işlerden sözediyoruz. Bir düşünelim bakalım-. Niçin klasik siyaset nazariyelerine göre idare ve müdîr sözcükleri bu denli başat bir mevkiye yerleşmiş idi ve niçin günümüzde bu sözcükler, içleri boşal(tıl)mış bir hâlde yönetim ve yönetici sözcükleriyle yer değiştirmek zorunda kaldılar?
Alıntı
Mimari de anlam
Dikdörtgen yapı kilise mimarisinin değişmez unsurlarından olup din’i, ilm’i, hakikat ve adalet’i temsil eder. Dikdörtgen üzerine yer leştirilmiş kubbe (yarım küre) ise siyasî gücü sembolize eder. Kilise mimarisinde bir kubbenin bir dikdörtgen üzerine yerleş tirilmesinin anlamı ise, siyasetin, yönetimin, politik gücün dine, bilgiye, hikmet ve adalete dayanmasının lüzumunu vurgulamaktan ibarettir. Tam da burada Bizans Ayasofyası -din ile siyaset’in, bilgi ile gücün birlikteliğini dile getirmesi bakımından- öğretici bir misal olarak hatırlanmalıdır. Dikkat edilecek olursa, dikdörtgen yapı (din, ilim, hikmet ve ada let) temelde yer alırken, siyasî gücü temsil eden kubbe (yarım küre) bu temelin üzerinde yükselmektedir. Çünkü din, ilim, hikmet ve adalet mülkün (egemenliğin, yönetimin, siyasetin) temeliydi. Kub benin ayakta kalabilmesi, kubbenin üzerinde yükseldiği dikdörtgen yapının ayakta kalabilmesine bağlıydı ve Hıristiyan dünyası İlahîIhıkmeteııdayalı bilgi tatbik edilmezce adalet yara alırsa, kubbenin de (mülk) de yere düşeceğine inanırdı. Türklerde ise dikdörtgenin yerine daha çok kare kullanılır ve kare içine yerleştirilmiş daire motifleri, biraz daha farklı olarak arz- semâ birlikteliğini vurgular. Daire bir küre kesitidir. (En ve boydan müteşekkil daireye derinlik verilirse meydana küre çıkar.) Daire ile gösterilen küreyle gökyüzünün, kare ile de yeryüzü nün temsil edilmesi, yeryüzündeki olayların gökyüzündeki olaylarca belirlendiğine dair inançtan kaynaklanır; zira önceleri feleklerin ha reketinin tabiattaki hayatı doğrudan etkilediği kabul ediliyordu. Bugün de kullanmakta olduğumuz felâket sözcüğünün bir za manlar “feleklerin, yani yıldızların ve gezegenlerin yol açtığı mu sibet” anlamını taşıdığı, keza felek sözcüğünün -tıpkı kadın göğsü gibi- “yanm küre”
Alıntı
Muhteșem
Kendini tanımayan, kendine âdil davranmaz; kendine âdil dav ranmayan, başkalanna âdil davranmaz. Şayet âdil davranmayı becerebilirse, hiç kuşkusuz ki o takdirde şu dizeleri mırıldanmaya da hak kazanır: Ben dediğim ben değilem; ben dediğim sensin hep Ruhum dediğim, cânım dediğim ben değilem, sensin hep! Gerçek adalet budur işte: muhabbet.
Alıntı