Dikdörtgen yapı kilise mimarisinin değişmez unsurlarından olup din’i, ilm’i, hakikat ve adalet’i temsil eder. Dikdörtgen üzerine yer leştirilmiş kubbe (yarım küre) ise siyasî gücü sembolize eder. Kilise mimarisinde bir kubbenin bir dikdörtgen üzerine yerleş tirilmesinin anlamı ise, siyasetin, yönetimin, politik gücün dine, bilgiye, hikmet ve adalete dayanmasının lüzumunu vurgulamaktan ibarettir. Tam da burada Bizans Ayasofyası -din ile siyaset’in, bilgi ile gücün birlikteliğini dile getirmesi bakımından- öğretici bir misal olarak hatırlanmalıdır. Dikkat edilecek olursa, dikdörtgen yapı (din, ilim, hikmet ve ada let) temelde yer alırken, siyasî gücü temsil eden kubbe (yarım küre) bu temelin üzerinde yükselmektedir. Çünkü din, ilim, hikmet ve adalet mülkün (egemenliğin, yönetimin, siyasetin) temeliydi. Kub benin ayakta kalabilmesi, kubbenin üzerinde yükseldiği dikdörtgen yapının ayakta kalabilmesine bağlıydı ve Hıristiyan dünyası İlahîIhıkmeteııdayalı bilgi tatbik edilmezce adalet yara alırsa, kubbenin de (mülk) de yere düşeceğine inanırdı. Türklerde ise dikdörtgenin yerine daha çok kare kullanılır ve kare içine yerleştirilmiş daire motifleri, biraz daha farklı olarak arz- semâ birlikteliğini vurgular. Daire bir küre kesitidir. (En ve boydan müteşekkil daireye derinlik verilirse meydana küre çıkar.) Daire ile gösterilen küreyle gökyüzünün, kare ile de yeryüzü nün temsil edilmesi, yeryüzündeki olayların gökyüzündeki olaylarca belirlendiğine dair inançtan kaynaklanır; zira önceleri feleklerin ha reketinin tabiattaki hayatı doğrudan etkilediği kabul ediliyordu. Bugün de kullanmakta olduğumuz felâket sözcüğünün bir za manlar “feleklerin, yani yıldızların ve gezegenlerin yol açtığı mu sibet” anlamını taşıdığı, keza felek sözcüğünün -tıpkı kadın göğsü gibi- “yanm küre”