“Bir şeyi bilmek o şeyin sebebini bilmektir” der Aristoteles. Se bepleri ise dörde ayınr-, 1) maddî sebep, 2) surî (formel) sebep, 3) fail sebep, 4) gaî (gayeye ilişkin) sebep. O hâlde sormak gerekiyor: Bir şeyi bilmek, o şeyin hangi sebe bini bilmektir?! Dört sebebin bir kısmına eksik sebep (illet-i nakısa), tümüne ise tam sebep (illet-i tâmme) denildiği hatırlanacak olursa, bu soruya verilecek cevabın daha şimdiden açıklık kazanmış olduğunu söyle yebiliriz: Bir şeyi bilmek, o şeyin tam sebebini (yani dört sebebini birden) bilmek demektir. Bu durumda bir şeyin veya bir olgunun sebeplerinin sadece bir kısmını bilenlerin bilgisi de -tanım gereği- eksik olacaktır. ‘Neden?’ (Hangi şeyden?) sorusunu maddî sebebi, ‘Nasıl?’ so rusunu surî (formel) sebebi, ‘Kim?’ sorusunu fail sebebi (özneyi), ‘Niçin?’ sorusunu ise gâi sebebi (amacı) bilmek maksadıyla sorarız.
Görmek bir dünyayı bir kum taneciğinde
VE bir cenneti yabanıl bir çiçekte
Sığdırıver o hâlde avucunun içine sınırsızlığı
VE dahi bir tek ânın içine sonsuzluğu
William Blake
İnsanoğlu kendi gerçeğinden kaçtıkça, kendini gerçekten de var zannettikçe, bunalmaktan aslâ kaçınamaz. Bunama yaşlılann de ğil, yüreği büzüşmüş olanlann ve adına dünya denilen düşte düşün yorumundan habersiz bir biçimde uyuklayanlann yazgısı.
Bir dairenin üst noktasından aşağı doğru inen yaya kaus-i nüzul (iniş yayı); alt noktasından üstteki başlangıç noktasına doğru çıkan yaya ise kaus-i uruc (çıkış/yükseliş yayı) denir. Dairenin üst noktasında Hz. Hakk’ın, alt noktasında Hz. İnsan’ın bulunduğunu farzedersek, “Hepimiz O’ndan geliyoruz; dönüşümüz yine O’nadır!’ işaretinin mânâsını teşkil eden şekli, sanınm böyle likle göz önüne getirmiş oluruz. Hazret-i İnsan (insan’ın mertebesi), inişin sona erdiği, yükselişin ise başladığı noktada yer alır. Yeryüzünde içiçe geçmiş hâleler hâlindeki madenler, bitkiler ve hayvanlar âleminden sonra gelen hâlenin sahibi olan hazret-i insan, cemadatın, nebatatın ve hayvanatın da sahibidir; dolayısıyla biraz taş, biraz çiçek, biraz da hayvandır. Taayyünâtı itibariyle mertebesi diğer mertebeleri içerir. Taşlarla konuştuğunu hatırlamayan insanoğlu, bitkilerin sesini dinlemeyi unutalı çok oldu; hayvanlarla alâkasını kesmekle kalmadi; varlığa tahammülsüzlüğü yüzünden insanlık kıyısından da uzak lara sürüklendi. Günümüzün insanı yönünü tayin edemediği için yükselemiyor. Dairesini tamamlayamıyor. Bu yüzden özgürleşemiyor; özgürlüğün daireyi tamamlamak demek olduğunu ise aklına bile getirmiyor. Dairenin, gönlün terbiyesiyle tamamlanacağı muhakkak iken, kayb olan ve edilen için üzülmekten kendini alamıyor. Ölümden korkusu bu yüzden. Yaşamı yitireceği korkusuyla yü reği büzüşüyor, sıkılıyor ve ‘bun’ alıyor.