Düşünme, doğası gereği “karmaşık olan"dan (=bizden) “yalın olan”a (=bene) doğru yol alır. Yalın olanı, yani beni/benliği bütün yalınlığı içinde kavramak, düşünme dairesinin başlangıç noktasında değil, aksine bitiş noktasında gerçekleşir. Çünkü düşünme’nin ha reketi daireseldir. Düşünme hep başladığı noktaya geri döner, dönmelidir de. Dü şünme doğası gereği döner, dönmek düşünmenin doğasında vardır da ondan döner. Düşünen benin yalınlığı kimseyi aldatmasın! O yalınlığını ve bi ricikliğini ancak çokluğun içinde, karmaşık olanın içinde, karmaşa nın içinde, kısacası biz in içinde farkedebilir. Kişinin kendisi, dairenin merkez noktasında değil, bitiş nokta sında durur, yola bizden düşer, hep bizi izler ve en nihayet bene ulaşır. Ötesi yoktur; ben den sonra yeniden biz gelir, ben tekrar bize gelir.
İnsan ancak gayret ile bilip bilgin (âlim); aşk ile tanıyıp bilge (ârif) olabilir; zira bilm ek mertebesi azim ve gayret, tanım ak mer tebesi ise aşk ve mehabbet ister.
Bir daire tasavvur etmeksizin kem âli tasavvur edemeyiz. Çünkü dairenin iniş yayından (kavs-ı nüzul) aşağıya doğru tenezzül edip çıkış yayından (kavs-ı uruc) tırmanarak yola çıktığı ilk noktaya dön meyi başaran kişidir İnsan-ı Kâmil.