Martin Eden, heyecanlar duyan, aşkı tadan, kalender, hayatın hafifliklerini tebessümle karşılayan, gemilerin üst güvertesinde görev yapan, ayak basılmamış topraklarda dolaşan, kavgayla geçen eski günlerde çete yöneten bir denizcidir...Aşık olduğu burjuvalı kıza ulaşabilmek için kendini geliştirmeye karar verir. Sevdiği kıza layık olabilmek amacıyla ilkokul terk olan Martin kolları sıvar. Halk kütüphanesinde ki binlerce kitabı ilk gördüğünde ağzı açık kalır ama sonrasında kitapların içinde yolunu bulmayı öğrenip onların efendisi olur; geceleri yağ yakarak çalışır, mahmuzunu ayarlayıp yatar ve kitaplarını kendi başına yazar.
Kültürün giyimle atbaşı gittiğine, üniversite eğitimiyle derin bilginin aynı şeyler olduğuna inanır ama yanıldığını farketmesi uzun sürmez.
Aşkı için yazmaya başlayan Martin Eden yıldızlara varmak üzere yola çıkmış ama salgın hastalık saçan bir bataklığa inmiştir. Martin hayatın baskı ve gerilimini, heyecan ve alınterini, umacak hiç bir şey kalmamışken bile umudunu yitirmeyenleri; çılgın aşıkları; her türlü dehşet ve facia arasında mücadelesini sürdürenleri; gayretlerinin gücüyle hayatın kabuğunu çatlatan devleri yüceltmek ister. Ancak editörler bunları anlamayan, duymak ve görmek istemeyen burjuva sınıfına hizmet ettiği için yazdıklarına hakedilen değeri göstermezler.
Yazılarının değer gördüğü zaman geldiğinde ise artık onun için bir önemi kalmamıştır, içinde ki öz yok olmuştur. Kendisini sevdiğini sandığı kızın aslında kabuğundan bir türlü çıkamayan burjuvazi kurallara bağlı, onu değiştirmeye çalışan bir kadın olduğunu farkeder. Nihayetinde ait olduğu yeri bulamamış, kendini bulduğu her yere uyum sağlamış, işte ve eğlencede iyi olması sebebiyle, hakları için savaşma ve karşısındakinde saygı uyandırma isteği ve yeteneği sayesinde herzaman ve