Tanrı'nın ne yüce yetenekler bağışladığı ne de kaderinde şöhreti uygun gördüğü basit insanlara, yani bizlere gelince, karanlıktan kaçmayalım. Uçup giden bir şöhretin ve pahası gelirinden çok daha yüksek olan unvanların peşinden koşmayalım. Mutluluğu kendimizde bulamıyorsak, onu başkalarının takdirinde aramanın ne anlamı var? Halklara vazifelerini öğretme işini başkalarına bırakalım ve kendi görevlerimizi yerine getirmeye bakalım.
Bir insandan namuslu olması değil, yetenekli olması bekleniyor. Bir kitabın faydasından ziyade üslubu önemli hale gelmiştir. Tüm ödüller düşünürlere bağışlanıyor. Oysa erdem şereflendirilmiyor bile. Güzel sözlere yönelik binlerce ödül bulunmaktadır. Güzel hareketler içinse bir tane bile yok. Peki söyleyin, bu Akademide ödüllendirilecek en başarılı konuşmaların şöhreti bu ödülü yaratanın liyakatiyle kıyaslanabilir mi?
Bolluğun kaçınılmaz sonucu olan ahlaki yozlaşma zevklerin bozulmasına da yol açmıştır. Yetenekleriyle kendilerini olağanüstü kılmış insanlar arasında çağının özelliklerine karşı çıkıp, çocuksu eserlerle alçalmayı reddedecek kadar diri ruhlu biri bulunursa, vay haline! sefil, unutulmuş halde ölür..