Romantika, adının hakkını veren ama yalnızca basit bir aşk romanı gibi okunmaması gereken bir kitap. Çünkü burada anlatılan şey sadece iki insanın birbirine duyduğu çekim değil; Arzu’nun varlığıyla beraber büyüyen, saklanmaya çalışıldıkça daha da belirginleşen bir duygu yükü.
Kitapta en çok sevdiğim taraf, aşkın işlenişiydi. Karakterlerin arasındaki çekim, birbirlerine yaklaşma biçimleri ve duygusal gerilim gerçekten etkileyiciydi. Özellikle Arzu’nun hikayedeki yeri, romanın duygusal ağırlığını artırıyor. Onun varlığı, olayların sadece romantik bir çizgide ilerlemesini değil, aynı zamanda daha karmaşık, daha rahatsız edici ve daha insani bir noktaya taşınmasını sağlıyor.
Fakat beni rahatsız eden çok önemli bir nokta da oldu. Bir evladın, kendi annesinin aldatılmasına öyle ya da böyle sempati beslemesi bana doğru gelmedi. Aşkı, tutkuyu ve Arzu’nun etrafında şekillenen duyguları anlıyorum; hatta karakterlerin yaşadığı iç çatışmayı da edebi olarak etkileyici buluyorum. Ama buna rağmen, bir insanın kendi annesinin yaşadığı ihanete karşı daha net, daha sert ve daha vicdani bir yerde durmasını beklerdim.
Bence Romantika’nın güçlü tarafı, duyguları kaba ya da ucuz bir şekilde anlatmaması. Daha çok bakışlarda, suskunluklarda, yarım kalmış cümlelerde ve karakterlerin birbirlerine yaklaşamamasında gösteriyor. Bu da romanı daha etkileyici yapıyor. Çünkü gerçek aşk ve gerçek tutku çoğu zaman açık açık söylenen şeylerde değil, söylenemeyenlerde saklıdır.
Yine de romanın bazı duyguları güzelleştirirken bazı ahlaki sorunları fazla romantize ettiğini düşünüyorum. Arzu’nun etrafında kurulan hikaye güçlü; ancak bu güç, benim gözümde her şeyi meşru hale getirmiyor. Kitabı okurken karakterleri sevdim, aşkı hissettim; fakat bazı noktalarda vicdani olarak geri çekildim.
Kısacası Romantika,