Kitap,ne tam anlamıyla Türk mitolojisine sadık kalabiliyor ne de İslami öğretilerle örtüşüyor; adeta iki arada bir derede kalmış, kafa karıştırıcı bir anlatı sunuyor. Kitabın en büyük sorunu, kendi içinde barındırdığı derin çelişkiler ve kutsal metinlerle kurduğu tutarsız bağ. Kitapta Kur’an-ı Kerim’den ayetlere yer verilmesine rağmen, anlatı bu ayetlerin özüyle taban tabana zıt ilerliyor. Örneğin; Tahrim Suresi 10. Ayet’te Hz. Nuh’un eşinin ona inanmadığı ve ihanet içinde olduğu açıkça belirtilirken, kitapta eşinin onu destekleyen bir figür olarak çizilmesi büyük bir tezat. Allah’ın yeryüzüne elçi olarak gönderdiği bir peygamber hakkında kullanılan, "Nuh, kendi yaptığı şarabından içerek çadırına çekildi ve sızıp kaldı" ifadesi, bir peygamber portresi için oldukça sarsıcı ve kabul edilemez bir üslup. Mitolojik bir karakterden değil de bir peygamberden bahsedilirken bu denli dünyevi ve "laubali" bir dilin seçilmesi, kitabın ciddiyetini zedeliyor.Yazarın önünde iki net yol varmış ancak o ikisini de seçememiş. Ya Mark Twain’in "Adem’le Havva’nın Güncesi" tarzında tamamen kurgusal ve edebi bir özgürlükle hareket etmeliydi ya da ayetlerin rehberliğinde sadık bir biyografi sunmalıydı. Tevrat, Kur’an ve çeşitli mitlerin gelişi güzel harmanlanması, ortaya nitelikli bir hikaye değil, bir kaynak kirliliği çıkarmış. Büyük beklentilerle başladığım bu yolculuk maalesef hüsranla sonuçlandı.