Yaşam hakkında, tüm zamanlarda en bilgeler hep aynı yargıya varmışlardır: değmez… Her zaman ve her yerde aynı ses duyulmuştur ağızlarından, kuşku dolu, efkâr dolu, yaşam yorgunluğu dolu, yaşama karşı direnme dolu bir ses. Sokrates bile demişti ki ölürken: “Yaşamak uzun süre hasta olmak demek.”
Önden gidiyorsun, öyle mi? Çoban olduğun için mi? Yoksa istisna olduğun için mi? Bir üçüncü seçenek de kaçıp kurtulan olmaktır.
Birinci vicdan sorusu.
Sahici misin? Yoksa yalnızca bir oyuncu mu? Bir temsilci mi? Yoksa temsil edilenin kendisi mi? Yoksa nihayetinde, taklit edilen bir oyuncu musun sadece…
İkinci vicdan sorusu.
Seyreden biri misin? Yoksa omuz veren mi? Yoksa, başını çevirip yoluna giden mi?
Üçüncü vicdan sorusu.
Birlikte yürümek mi istersin? Önden yürümek mi? Yoksa kendi başına yürümek mi? Kişi bilmeli istediği şeyin ne olduğunu ve onu istiyor olduğunu.
Dördüncü vicdan sorusu.
Biz ahlaksızlar erdeme zarar mı veriyoruz? Anarşistlerin, hükümdarlara verdiğinden daha az. Hükümdarlar, ancak kendilerine ateş edilmesinden bu yana, yeniden sağlam oturuyorlar tahtlarında.
Ahlak: ahlakı vurmalı.