Bilme denen şeye susadım durdum hep, içim sorularla dolup taştı sürekli. Yıllar yılı rahmanlara başvurup sorularıma yanıt aradım, Veda'larda yanıt aradım yıllar yılı. Belki sorularımı, dostum Govinda, Kalao kuşuna ya da şempanzeye sorsam, bundan daha kötü, daha aptalca ve daha yararsız bir şey yapmış olmazdım. Hiçbir şey öğrenilemeyeceğini öğrenmek için hayli zaman harcadım ve harcıyorum hâlâ, dostum Govinda; şimdiye kadar öğrendiğim tek şey, hiçbir şey öğrenemeyeceğim oldu.
Gıda açlığı yatıştırsın, içecekler susuzluğu gidersin, giysi soğuğu geçirmesin, evler kötü havalara karşı bir sığınak olsun diyedir. Bir ev kerpiçten mi yapılmıştır yoksa yaban soylu alaca mermerden mi; önemli değildir aslında. Bilesin ki insanın üstünü saman da örtebilir, altın yaldızlı tavanlar da; gereksiz bir çabanın süs diye, süsleme diye yarattığı her şeyi hor görün. Hayran olunacak tek şey ruhtur; büyük bir ruh için büyük hiçbir şey yoktur diye düşünün.
Bu arada, mademki her gün sana bir kazanç sağlamam gerek, bugün de Hecaton’un hoşuma giden bir sözünü söyleyeyim: “Ne kadar ilerlediğimi mi soruyorsun?” demiş, “Kendime dost olmaya başladım.”
Bugün edindiğim şu küçük kazancı gel paylaşalım seninle: Bizim Hecaton’da buldum bunu. Tutkuların sona ermesi, korku için bile bir deva sağlarmış: “Bir şey ummaz olursan, korkmaz da olursun.” Diyeceksin ki, “Bu kadar birbirine karşıt iki şey, nasıl yan yana bulunur?” Şöyle bak, Lucilius’um: Bu iki şey ayrı gözükse de, aslında bağlıdırlar birbirlerine. Nasıl ki aynı zincir hem nöbetçiyi hem tutuklu eri birbirine bağlarsa, hiç benzemeyen şeyler de birbirlerine eş olurlar: Umudu korku izler. Bu iki duygunun birbirini izlemesine şaşma. İkisinin ruhu da kararsızdır, ikisi de geleceğin bekleyişi içinde endişelidir. İkisinin de en büyük nedeni, bugüne uymamamızdan, düşüncelerimizi hep ileriye atmamızdan ileri gelir. Bu yüzden insan türünün en büyük nimeti olan ileriyi görme niteliği, bir kötülüğe dönüşmüştür. Vahşi hayvanlar gördükleri tehlikelerden kaçarlar. Kaçıp kurtuldukları zaman da güven duygusu içindedirler artık. Oysa bize hem gelecek hem de geçmiş işkence eder. Elimizin altındaki birçok nimet zarar verir bize: Bellek, korkunun işkencesini geri getirir, öngörme onun önüne geçer. Hiç kimse sadece o günün sorunları yüzünden mutsuz değildir ki!