Cihanın bu beyhude gürültüsü, sanılmasın ki her kula olan tahammülümüzdendir. Biz, o kesif kalabalıkların arasında ruhumuza ayna tutan bir iki nadide simanın hatırına bunca ham sözü ve manasız velveleyi sükût ile karşılıyoruz. Gönül bahçemizde açan o müstesna güller olmasa şu devranın ruhu aşındıran dikenine sabretmek ne mümkündür...
İnsanın idrâki, çoğu zaman hakikati değil, gölgesini esas alır. Zihin, kendi kurduğu dar çerçevede büyüttüğü anlamsız bir vehmi dahi mutlak bir sükûnet addeder. Hayatın o muazzam kâşânesi, sırrını bu denli basit bir aldanışın içinde mi ihtiva eder sanılır ? Başkalarının cilâlı hayatlarına duyulan o yersiz öykünme, benliğin derinliğini örten ince bir perdedir. Kâmil bir vicdanın salık verdiği tek rehber, insanın kendi içine dönüp o fıtrî boşluğu samimiyetle doldurmasıdır. Her ne kadar yolu meşakkatli olsa da bu, yegâne kapıdır. Zira zamanın ve varlığın bütün hikmeti, sadece nefsin teftişiyle zuhur eder.
Sustuğun tüm anlarda, dilinin söylemeye cesaret edemediği kırgınlığı duydum.
Yağmur damlaları henüz düşmeden semâlardan, Kasvetli havada ürpererek yaklaşan fırtınayı duydum.
Gözlerini kaçırdığın her düşünce anında,
Istıraplar içinde fısıldayan korkuyu duydum.
Gecenin dinginliğine meydan okuyan o ince sızıda, adını anımsatan sessizliği usulca duydum.
Geri gelmeyen saatlerin derinleştirdiği suskunluğunda,
Karanlığın en dip noktasından cağrılışımı duydum.
Solmuş bir yaprağın dalından her kopuşunda
Ölümü çağrıştıran o hazin vedayı duydum.
Kalbinin en kuytu derinliklerine sızan o elem dolu hüznünde
Sessiz bir çığlığı andıran fısıltının sonsuz yankılarını duydum.
Israrlı arayışlarımın sonuç vermediği inatçı her bir günde
Şiddetli bir alevde eriyen buz parçasının çaresizliğini duydum.
Ve nihayet ruhumu titreten o hazin son nefesimde
Sensizlik aleviyle yanan yüreğimin feryadını duydum.