"Ölmek istediğim yoktu, sadece yaşamak istemiyordum. Hatta yaşamaktan bile değil, olduğum bu insan gibi yaşamaktan yorulmuştum."
"Bu ölüm yürüyüşüne kendimi kandırmak namına çıkmadığımı biliyordum. Sahiden bir şey bulmayı ummuştum. İçinde kendimi kaybedeceğim bir şey. Ama işte anlamları yine ellerimle, bildiğim gibi dolduruyordum. Oysa balkonlardan atlamaktan korkan kızdım ben, evet, atlamak istediği için değil, ölmek istemediği için. Yoksa korkuyla değil arzuyla dolardım, atlardım. Ölüme gitmenin değil, yaşama ikna edici bir anlam aramanın yoluydu yürümek; ölüme yaklaşmak, kıyısına kadar gidip bakmak. Korkmayı ve geri çekilmeyi ummak. Herhalde öyle. Balkonlar bu yüzden şeytani bir hazla gülümsüyordu. Düşebileceğimi hissetmek, düşmediğim her anı yüceltiyordu. Ölüme yaklaşmak da hayatımı yüceltsin istiyordum. Oysa hayatım yücelmiyordu, ben yücelmiyordum. Baktığım karanlık tarafından emiliyordum."