Profilim üzerinden erişilen sayfalarda ve hesaplarda, Allah`ın razı olmadığı İslam`a zıt olan herhangi bir iletiye ve profile ulaşılması halinde hiçbir sorumluluk kabul etmediğimi beyan ederim.
Bu gün öyle bir dönemde yaşıyoruz ki insanların âlim ve hoca dedikleri kişilerin söz ve fetvalarında delil kıtlığı yaşanıyor. Ayrıca insanlar bu hoca ve âlimlere delil sormayı büyük edepsizlik addetmişlerdir. Durum böyle olunca âlim veya veli olmak kolaylaşmış, bu yüzden de âlim ve veliler çoğalmıştır. Bu âlim ve hocalar(!) insanların kendilerine delil sormalarını engellemek için onlara şöyle demişlerdir:
"Siz avamsınız. Siz âlimler gibi delilleri anlayamazsınız. Sizin imanınız taklidi imandır. Sizin hocaların sözlerine bağlı olmanız gerekir. Onların her dediğine delil sormaksızın bağlanmanız gerekir." Bu sözleriyle insanları bağlamışlardır.
Hâlbuki büyük İslâm âlimlerinin kastettikleri "taklidi iman" onların anlattıkları gibi değildir. Alimlerin "Taklidi olarak iman eden kimsenin imanı geçerlidir." sözünden kastedilen şey; delilleri araştırıp bulmaya ve bu delillerin hükümlerini anlama gücüne sahip olamayan kişinin sağlam bir müçtehidin söylediği şeylere iman etmesidir.
Cabir radıyallahu anh’dan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Bu ümmetimin mecusileri kaderi yalanlayanlardır. Hastalandıklarında onları ziyaret etmeyin. Öldüklerinde cenaze namazlarını kılmayın. Karşılaştığınızda selam vermeyin.”
(Es-Sünne sahih hadis)(İbn-i Ebi’l-Asım, Ahmed b. Amr b. Ebi Asım ed-Dehhak eş-Şeybani: Bu zat hadis Âlimi olup Basralıdır. İsfahan kadılığı yapmıştır. Hicri 287 de vefat etmiştir. Yazdığı eserler şunlardır, es-Sünne, el-Müsned’il Kebir, Ed -Diyyat)
"Ben bu muyum diye sorarım zamana..
Mekana, hayata ve dahi hatıralara..
Gelmez bir cevap onlardan yana..
Yalnız ulaşır vehmime, ruhumu tireten feryadım."