Bir diğer taraftan, İslam vatanını emperyalistlerle müstebid ve makam düşkünü yöneticiler parçalamış bulunmaktadır. Islâm ümmetini birbirinden ayırmış, bölünmüş birkaç millet durumuna getirmişlerdir. Bir zamanlar Büyük Osmanlı Devleti vücut bulduğunda, emperyalistler bu devleti parçaladılar. Rusya, İngiltere, Avusturya ve diğer emperyalist devletler bir araya geldiler, Osmanlı Devleti ile savaştılar ve her biri bu devletin bir bölgesini ele geçirdi veya nüfuzu altına aldı. Gerçi Osmanlı yöneticilerinin birçoğu liyakatsiz, bazıları da fâsid idi, saltanat rejimi yürürlükte idi, yine de bu devletteki halk içinden salih kişilerin ortaya çıkması, halkın yardımı ile devletin başına geçmesi, milli güç ve birlik sayesinde emperyalizmin oyununa son vermesi tehlikesi vardı. ( Benim notum: Enver Paşa, Mustafa Kemal Paşa) Bu sebeple sayısız savaşlardan sonra ve Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’ni böldüler ve onun topraklarına on-on beş devletçik ortaya çıktı. Her ülkeciği de bir bölük adamlarının veya bir adamlarının eline verdiler. Sonraları, bu ülkeciklerden bazıları emperyalistlerin görevlileri ve adamlarının elinden kurtuldu. ( Çevirmen veya Editörün Notu: Osmanlı Devleti hakkında bu söylenenlerde a) kayıtsız şartsız Osmanlı hayranları için, b) kayıtsız şartsız Osmanlı düşmanları için, c) Şîî müctehidlerin Safevi-Osmanlı savaşları döneminde kaldıklarını sananlar için dersler vardır. )
İslam hareketi, daha başlangıcında Yahudilerin tepkisi ile karşılaştı. İslam’a karşı propagandalara ve düşünce alanında tuzak ve düzenlere ilkin onlar başladılar. Öylesine ki, gördüğümüz gibi, bunların etkileri günümüze kadar uzandı. Daha sonra sıra bir anlamda Yahudi’den daha şeytan olan topluluklara geldi. Bunlar, “ sömürücüler” olarak üçyüz yıl veya biraz daha önceden beri İslam ülkelerine sızmanın yolunu buldular ve sömürücü emellerine erişmek için İslam’ı yok etmeye yönelik çevre şartlarını sağlamayı gerekli gördüler. Amaçları, Hristiyanlığın revaç bulması için halkı İslamdan uzaklaştırmak da değildi. Bunların ne Hristiyanlığa ne de Müslümanlığa inançları vardı. Fakat zaman boyunca ve Haçlı seferleri sırasında, maddi çıkarlarının karşısına set çekenin ve maddi çıkarları ile siyasi güçlerini tehlikeye düşürenin İslâm ve Islâm kuralları ile, halkın Islâm’a olan imanı olduğunu sezmiş idiler. Bu sebeple, çeşitli araçlarla Islâm’a karşı propagandaya ve düzenlere giriştiler. Dini merkezlerde düzüp konuştukları propagandcıları, üniversitelerde ve devlete ait veya özel yayın ve propaganda kurumlarındaki emir kulları ve sömürücü devletlerin hizmetindeki müşterikler, hepsi el ele verdiler ve Islâm gerçeklerini bozmak için uğraştılar. Öylesine çalıştılar ki, bugün halkın ve okumuşların birçoğu İslam hakkında gerçek bilgiden yoksun kalmış ve yanılgıya düşmüştür. İslam, Hakk’ın ve Adalet’in ardında olan mücahid kişilerin dinidir. Hürriyet ve bağımsızlık isteyenlerin dinidir. Mübarizlerin ( savaşçıların) ve sömürüye karşı olan halkın okuludur. Fakat bunlar İslami başka bir yüzle tanıttılar ve tanıtmaktadırlar.