Son olarak, bir insan kitap okumayacaksa neden yabancı dil öğrenir ki? Beş dilde ders anlatmış, makale yazmış ve daha da fazlasıyla arşiv ve kütüphanelerde araştırma yapmış biri olarak, yabancı dilin en güzel okuyarak geliştirildiğini söyleme cüretini kendimde bulursam umuyorum haddimi aşmakla suçlanmam.
Sesli kitabın başka bir işle meşgul olurken okumayı mümkün kıldığı argümanının da iler tutar bir tarafı yok ne yazık ki. Ne zamandan beri entelektüel faaliyetler ev işlerinin altlığı oldu?
Yazıdaki yoğunluğun sözde yakalanamayacağını en rahat röportaj tape'lerinden anlayabiliriz. En iyi bildiğiniz ve hatta üzerine sayfalarca yazdığınız bir konu hakkında kurduğunuz cümlelerin basitliği, aslında karşınızdakinin dinleyerek anlayabileceklerinin kısıtlı olduğunu bilmenizdendir. Göz için yazılmış bir metnin kulak ile tüketilmesi, kaçınılmaz olarak üslubun, yoğunluğun ve dolayısıyla bırakılmak istenen etkinin kaybolması anlamına gelecektir.
Kütüphanelerdeki sessizlik saplantısına aşina modern okuyucuya şaşırtıcı gelecek belki ama eski çağlarda insanlar genelde sesli okurdu ve öğrenme, duymakla ilgili bir şeydi. Sessiz okumak o kadar nadir rastlanan bir şeydi ki Aziz Augustinus, Aziz Ambrosius'un böyle kitap okumasını kabalık olarak addetmişti. Antik Yunan'dan Ortaçağ Avrupa'sına, dönemin kütüphaneleri Sirkeci Garı gibi bir yer olsa gerek! Ancak kelimelerin arasına boşluk konması ve okuyucuyu yönlendirecek noktalama işaretlerinin çıkmasının da etkisiyle, onyedi ve onsekizinci yüzyıllarda sessiz okuma ve "gözle öğrenme" galip gelecekti de bugünün çıt çıkmayan okuma alanları oluşacaktı. Görselliğin norm olduğu günümüzden bakınca başka türlüsü de düşünülemezdi zaten değil mi?
Okuma yönteminin de kitabın formuyla birlikte değişikliğe uğradığını görüyoruz tarihte. Elyazması döneminde kitap sayısı kısıtlı olduğundan insanlar yoğun bir okuma yaparlardı (İng. intensive reading), yani aynı eserleri defalarca okur ve ezberlerlerdi. Mesela İslam medeniyetinin altın çağındaki İbn Sina ve Farabi gibi fılozofların hayatı bir şehirden bir şehre dolaşıp buradaki kütüphanelerde daha önce okumadıkları kitapları bulup hatmetmekle geçmişti. Matbaanın bulunmasıyla ise yaygın okumaya (İng. extensive reading) geçildi. Kitapların ucuzlaması, okuyucunun hem imkanını hem de sorumluluğunu artırmıştı. Bir üçüncü aşama olarak, kitapların dijitalleşmesi ve dünyanın globalleşmesi belki de matbaa kadar köklü bir değişim yarattı. Bu değişimin sonucunu üretimde görmek de mümkün. Artık kimse ciltler dolusu romanlar yazmıyor. Gene ondokuzuncu yüzyıldaki gibi gazetelerde tefrika edilmediğinden romanların bölümleri artık o kadar sansasyonel bir şekilde bitmek zorunda değil.