"Dostlar alışverişte görsün" tarzı bir gösterişçiliğin pençesine düşmek istemeyen ve entelektüel gelişimlerini yönetmeye karar verenler; seviye, amaç, zaman ve yeteneklerini belirli bir optimumda buluşturmak zorunda. İlk olarak, herkesin her kitabı anlayamayacağını kabul etmek gerek; yeni bir alana merak salanların, bilmedikleri kavramlarla dolu ve haberdar olmadıkları tartışmalara taraf olan çetrefilli metinlerle boğuşmadan önce konuyu daha iyi özetleyen eserlere yönelmelerinde yarar var.
Bir teorinin ya da fikir akımının hangi argümanlara ve teorilere cevap olarak ortaya çıktığına ve bunların sebep olduğu tartışmaların detaylarına hakim olmak, kısacası diyalektik bir şekilde zıt fikirlerin nasıl yeni filizler verdiğini anlamak, kendi orijinal fikirlerini geliştirmek isteyenler için ideal bir antrenman aslında.
Bir şey öğrenmek için olayın kaynağına inmek aslında uzmanların işi ve okuyucunun ilk kaynağa gitmesi biraz kimya laboratuvarında çay yapmaya benziyor. Amaç öğrenmekten çok havalı gözükme telaşı gibi sanki; varılacak yerden çok taşıtın kendisi ön plana çıkıyor. Gereksizliği bir yana, böyle bir efor her okuyucunun altından kalkabileceği bir şey de değil. Bu iyi planlanmamış meraka bir de kafalarda herhangi bir problematik olmaması ve bunun sonucunda belirli bir hedefe odaklanmış bir okuma stratejisinin geliştirilmemesi de eklenince ortaya varoluşçuluktan estetiğe, semiyotikten arkeolojiye, hermenötikten psikanalize hemen her alanda okuma yapmış ancak sindiremediği fikirleri hayata geçirmeye ve daha ileri götürmeye kadir olmayan bir okuyucu çıkıyor.